İçinde sevdiklerin varsa o ev yuvadır

Blog fırtınası Gün 13. Hep hayalini kurduğunuz evde yaşıyor olsanız nasıl bir şey olurdu onu yazın.

Sabah uyanıyorum, ayaklarımın altında yumuşacık tüyleriyle iki ponpon terlik. Sabahlığımı alıp mermer zeminin üzerinden ışığın geldiği o büyük odaya doğru ilerliyorum. Sabahın erken saatleri. Güneş doğmuş, kuşlar kanatlarını açmışlar sabah rüzgarına önümden usul usul geçiyorlar. Cam bir sürahi içinde hazırlanmış limonlu suyumdan yanındaki kristal bardağa dolduruyorum. Koca bir bardak dolusu içiyorum. Kuşları seyrederek uyanmaya çalışıyorum.

Oksijen almak için balkon kapılarından birini açıyorum. Beyaz tüller uçuşuyor. İçeri dolan iyot kokusu denizi ayağıma kadar getiriyor. Dahası için denize inen merdivenlerde ya da iskelenin üzerinde biraz daha zaman geçirmeliyim. Ama önce biraz yürüyüş yapmalı. Koşu bandı çatı katında. Çatı katına çıkıyorum. Üzeri cam ile kaplı, duvarları camdan çatı katında İstanbul’u seyrederek koşuyorum. Koştukça martılar yanımdan geçiyor. Üzerime yanımızdaki asırlık çınarın yaprakları düşüyor. Sonbaharın en güzel renkleri başımın üzerine yağıyor. Alerjim var açık havaya çıkamıyorum diye açık hava da bana mı gelmesin?

Kahvaltı için iskeleye iniyorum, umduğum kadar sıcak değilmiş. Kahvaltıyı yukarıda yapmalıyım. Yumuşak bir battaniyeye sarılmışım her şey için şükredip, sallanan bir salıncakta denizi dinliyorum, deniz de beni dinliyor. Sevgilimin başı dizimde, her şeyin daha güzel olacağı bir dünya hayal ediyorum.

Kahvaltı sofrasında benim için hazırlanan küçük bir cennet var. Kahvaltının mutlulukla ilgisi olmalı demiş şair. Üstüne ne denir ki…

Sonra şehrin en güzel manzarasına hakim çalışma odama geçip işleri toparlamak için sallanan salıncak keyfini aşka emanet ediyorum. Odamın içinde camın önündeyim. Önümden geçen yelkenlileri, vapurları saymaktan, rotalarını tahmin etmece oyunundan nihayet vazgeçip işlere gömülüyorum. Bir kaç saat sonra hala yaşayıp yaşamadığımdan emin olmak için elinde meyve suyu ile eşim kapıdan giriyor. Mola vermek için yerimden kalktığımda kocaman bilgisayar ekranlarına bakarken saatlerin geçmiş olduğunu fark ediyorum.

Banyo ve bakım beni hazırlıyor, arkadaşlarımı ağırlayacağım büyük salona geçiyorum. Hepimiz eski günlerden bahsedip önümüzdeki fırsatları, planları birbirimizle paylaşıyoruz. Birbirimizi dinleyip arkadaşlığımızla yollarımızı aydınlatıyoruz. Etrafta keskin bir yasemin kokusu. Mumlar yanıyor. Alınan ödüllerin, başarıların, güzel projelerin heyecanının paylaşıldığı  sohbetler her zamanki gibi yerini nerede o eski günler konulu cümlelere bırakıyor. Etrafa asılmış fotoğraflarımdaki anları hatırlatıyoruz birbirimize. Ne çok anımız varmış meğer. Sonrası kahkahalar kahkahalar…

Konuklarım odalarına çekilirken ben de kitap odama çekiliyorum. Kızıl kahve mobilyalar arasında yeşil bir kadife koltuk var, ben binlerce kitabın olduğu kütühanemde o kadife sıcak koltukta oturuyorum. Sütü çokça bir kahve ile, mis gibi kitap kokusunu içime çekiyorum. Karşımda karşımda yanan şömine içinde de bir sürü meşe odunu. Birazdan tüm odayı şömineden gelen çıtırtıların sesi saracak, ben de o zamana kadar kitabımı ve kahvemi yarılamış olacağım…

İşte ben böyle bir evin böyle bir hayatın hayali kuruyorum sevgili okuyucu. Bir ev içinde yaşayanlar ile güzel. İçinde sevdiklerin varsa o zaman yuva oluyor. Hepinize sıcak bir yuva içinde yaşlanmayı diliyorum.

 

Blog Fırtınası’da neymiş diyenler, sizi şuraya alalım.

Diğer yazılar için de  Blog fırtınası etiketine göz atabilirsiniz.

 

Berna Mutlu Aytekin

1 Yorum

  1. edacık   •  

    har,ika ötesi:):):)

Senin yorumlarınla bu yazı daha güzel olacak