Nereden başlasam?

Sondan geriye doğru başlamak en iyisi.

Şu satırları yazarken geçen ay kullandığım bilgisayarı kullanmıyorum*. Masam aynı ama ev aynı değil. Yine yanımda bir pencere var ama aynı sokak değil.

Evet geçen yazıda bahsettiğim üzere muhtemel olay başıma geldi taşındım.

Zor oldu. Her seferinde** aynı taşıma şirketi ile anlaşmamıza rağmen bu sefer sağlam kazık yedik diyebilirim. Neredeyse evde sağlam eşya bırakmamışlar. Her şeyi kırmışlar. Kırılanların yenileri alındı, eskiler atıldı. Zaten eski evim 100 metrekareydi bu ev 67 metrekare sığmakta zorluk çekiyorum bir de kullanacağım eşyalar kırılıp dökülünce uzun bir süre yerleşemedim. Elektrik arızaları, hiç bitmeyecek sandığım abonelikleri taşıma süreci*** boya, önceki kiracının kırıp döktüğü eşyaların yenilenmesi (aspiratör, banyo dolapları vs.) çok beğenerek yaptırdığım perdelerin olmaması, arkasından eve hiç bir perdenin olmaması… 3 gün alçıpana monte edilebilecek uygun korniş aradım inanamıyorum kendime. Sinir katsayım tepelerdeydi, terör estiriyordum. Keşke boynuma “Yeni taşınıyorum, verdiğim rahatsızlıktan dolayı özür dilerim” yazılı bir levha yazıp dolaşsaydım. Etrafımda anlayışlı insanlar vardı. Annem gibi.

Allah’a şükür çok uzaklara gitmedim. Annemin üst katına taşındım. Yani çocukluğumun geçtiği babaannemin evine.

Ben diyeyim “Bu bir travma”, sen de “Yok be ne alaka?” Ama bu süreçte biraz saçma sapan düşünceler aklıma hakim oldu diyebilirim.

Travması şu:

Düşün 5 yaşındasın, içeride deden ve babaannen var sen kuzeninle beraber 3 tekerlekli bisikletini sürüyorsun. Sonra seni terastan içeri çağırıyorlar, oyun oynuyorsun, hepten yoruluyorsun. Bir koltuğa oturup “Babaanne burası benim evim olsun mu?” diyor onayı alınca tüm şirinliğinle babaannenden sana sandviç yapmasını istiyorsun. O en sevdiğin peynirli sandviçten yapmaya mutfağa gidiyor her zamanki gibi. Onun gelmesini beklerken koltukta uyuyakalıyorsun. Gece annen baban gezmelerden gelip seni kucaklıyor ve alt kata indirip yatağına yatırıyorlar. Gece yataktan kalkıp kapının kilidini açıyor ve üst kata çıkıp “Babaanne ben evime geldim” deyip ortalığı ayağa kaldırıyorsun. Onlar seni tekrar aşağı indirip yatağına yatırıyorlar.

Yine bir başka sahne bu sefer çatıda baban var. Yine anten ile uğraşıyoruz. Merdivenlerde bekleyip “Oldu mu?” dediğinde “Karıncalı, hah şimdi oldu, aaa yine gitti, dur kıpırdama şimdi oldu” diye bağırıp çağırıyorsun en heyecanlı yerinde giden filmi bir an evvel seyretmek için can atarken…

Bir gün o evde babaannen ile baban ona aldığı için sürekli bozulsa da yenisi alınmayan televizyonun başındasın. “Amaan iyi dinle kızım, emeklilere zam yapmışlar mı?” diyor sana, oysa o an tatsız bir tüpe gelen zam haberi ile karşılaşıyorsun. Babaanneni ilk kez beddua ederken görüyorsun. Dişlerini de sıkmış, sana bir gülme geliyor. Zor tutuyorsun gülmeni. Apar topar kendini doğru aşağı, evine atıyorsun.

10-15 sene sonra o terasın üzeri kapatılıyor, bir oda daha oluyor bu evde. Ama ev isyanda “Ben terasım, hep teras kalacağım!” diyor sanki.  Kış gelip de yağmurlar başladı mı sürekli çatı akıyor. Gece üst katta babannenin pıtı pıtı ayak sesleri, yine bugünkü gibi bir yağmur var dışarıda. Tüm aile üst katta gecenin bir yarısı. Sen de çıkıyorsun bir bakıyorsun her yer tencere, leğen dolu, tahta tavandan sızan yağmur damlaları arasında babaannen Adile Naşit gibi bir oraya bir buraya koşturuyor. O bedduaları bu sefer geçen haftalarda tüm emekli maaşını yatırdığı, elleri ile beslediği çatı tamircilerine ediyor. Beddualar o kadar güzel ki, sen güldüğünü görmesinler diye koşa koşa alt kata evine gidiyorsun.

Tüm aile bayramda bu dairede toplanıyor. Mutfağında kahve pişiriyorsun. Babaannenin helva yapmasını seyrediyor, o değişik salatanın tarifini öğreniyorsun. Sonra bayram sofrası salonda kuruluyor. İftarlar, sahurlar hepsi bu evde. Kalabalık içinde. Gürültü, patırtı, kahkahalar… Her şey ne güzel o zamanlar.

Şimdi gelin olup çıktıktan sonra üstüne de bir kaç evde daha kiracı olduktan sonra, bu daire artık sana kiralanmak üzere hazır. İçerisi değişmiş, Salon olmuş mutfak, mutfak olmuş çalışma odası ama o kumruların ötüp durduğu yatak odası ise hala yatak odası. Sahura kadar oturup, iftara kadar 3 kuzen koyun koyuna uyuduğumuz o yatağın yeri aynı hala. Kuş sesleri aynı. Doğan güneş aynı.

Evin içi benim istediğim gibi dekore edilmiş. Bu halde benim için yeni bir ev oluyor mu? Hala eski anılarım var. Yeni anılar eklemek istiyorum. Güzel şeyler olsun istiyorum. Gelecek günler gösterir mi? Bekliyorum.

Yazı yazmaya vakit buldum, ama yazmak istemedim. Kafam biraz otursun istedim. Yavaş yavaş toparlayacağım sanırım. Şimdi daha ötesini yazmak da içimden gelmiyor.

Buralardayım, görüşürüz yine…

 

*Bilgisayar değişikliği çok güzel oldu, o başlı başına ayrı bir yazı olacak.

**Bu evlendikten sonra ikinci taşınmamız. İlk evimizden koşar adım uzaklaşmıştık,başımıza gelmeyen kalmamıştı. Dost sohbetlerinde sıkça geyiğini yaparım, bir ara burada yine anlatırım 🙂

*** Elektrik, su, doğalgaz taşıma abonelik işlemleri uzun ve kasvetli bir yazı dizisi olacak. Başımdan geçenleri anlatmayacağımı düşünmediniz herhalde. Bekleyin belgeler ile geliyorum 🙂

Berna Mutlu Aytekin

2 yorum

  1. oZGe   •  

    Geçen gün dedim ki kendi kendime bir durum var sanırım Berna ne zamandır yazmıyor. Bu yazını görünce bir solukta okudum. Taşınmak çok zahmetli ve sevimsiz bir durum benim için. Umarım en kısa zamanda yeni evine, yeni düzenine alışırsın. Yazılarını heyecanla bekliyor olucam 🙂 Sevgiler

  2. BMA   •     Yazar

    taşınmak çok zahmetliymiş gerçekten. bugün aksiyon dolu bir gün oldu. yazacaklarım birikti durdu. umarım aktarabilirim. vakit ayırıp bu uzun yazıyı okuduğun için de ayrıca teşekkür ederim. sevgiler…

Senin yorumlarınla bu yazı daha güzel olacak