Uyku eğitimi nedir?

Ali kocaman adam oldu. Kendi yatağında misler gibi uyumaya başlamıştı. Ben de bu müjdeli haberi size Uyku Kardeşim Ver Elini adlı yazımda anlatmıştım. Sonra neler oldu, bugün ondan bahsedeceğim.

Bebeğimiz kendi kendine uyumaya başlarken biz süreci iyi yürütemedik. Her şey daha da kolaylaşacağı yerde birden bire zorlaşmaya başladı. Ebeveynleri olarak eşim ve ben Ali’yi sinir krizleri eşliğinde uykuya teslim etmeye başladık. Uyutmak mümkün olmuyordu. Kendi kendine uyumuyordu. Şarkı dinletmek, ninni söylemek, masal anlatmak, ayakta sallama ne varsa denemiştik, yok bir türlü çözülmüyordu. Son durumumuz şuydu: Ali gece 23:15’de sızıyor, gece 2’de uyanıyor, 4’e kadar oyun istiyor, sabaha karşı 4- 5 arası sızıyor, sanki tüm gece uyumamış – uyutmamış yetmez gibi sabah 7:30’da ayağa kalkıyordu. Gündüz uykusu ise 4 saati buluyordu. Buna yaşamak denmez sayın seyirciler. Ailede hayat kalitesi kalmamıştı. Telefonla konuşurken bile birbirimizi anlamaz hale gelmiştik. Elimize bir bıçak alıp kendimizi öldürme noktasına gelmiştik resmen. Çocuğun enerjisi olduğunda ebeveyn uyuyor. Ebeveyn uyanınca çocuk uyuyor. Bunlar eş zamanlı olmadığında ise arada bir ilişki gelişmesi söz konusu olmuyordu haliyle. Bir de tuvalet eğitimine girmiştik ki. Tam delirmek üzereydik. Tam bu dönemde imdadımıza Uyku Meleği yetişti. Seride Hanım’ı daha önce iki etkinlikte konuşma yaparken dinlemiştim. Açıkçası uykunun sekteye uğramasının bizi bu kadar yıpratacağı aklımıza gelmiyordu. Bir de “Nedir yani? 2 yaşındaki çocuk alt tarafı?” diyor insan. Yiyeyim ben o kendine güvenen hallerimi.

Bunca zaman perişan olduğumuza yazıkmış gerçekten. Seride Hanım ile iletişime geçtik. Ben “Yüz yüze görüşmeden nasıl alıncak ki bu eğitim?” derken eşime, öyle güzel de oldu ki, şaşkınım hala. Hiç yüz yüze görüşmedik. Telefonlaştık. Mesajlaştık. İletişimi bu şekilde sağladık. Önce günce tuttum. Ali’nin yorgunluk seviyesini belirledik. Yorgunluğunu yavaş yavaş attı. Normal düzene geçti. Bu şekilde 1 haftadan az zamanda gece uyanmaları azaldı, ardından tamamen bitti. Sonra kendi kendine uyuma kısmına geçtik. Ben hiç ilerleyebileceğimizi sanmıyordum açıkçası. Çünkü Ali şarkı ve ninni ile uyumaya alışkın. Her şarkıyı bile beğenmiyor. Standartları olan bir çocuk. Kendi yatağında yatmıyordu. İlla bana dokunmak istiyor. Kesinlikle uyku arkadaşı kabul etmiyor. Hepsini yataktan atıyor. Bunlarla hiç alakası yokmuş meğerse.

Uyku eğitimi = Ağlatmak mı?

Elbette kimse çocuğu ağlasın istemez. Hele ki uykuya ağlayarak dalsın istemez. Ben özellikle çocuğum neşeyle uykuya dalsın, mutlu uyansın isteyenlerdenim. Nasıl olacak bu uyku eğitimi? Çocuk dediğin normal olarak istediği şey yapılmayınca ağlıyor. Burada da çok kilit bir tavrı oldu Seride Hanım’ın. Her şey matematikmiş. Lineer Matematik konuştuk hatta telefonda. Başka türlüsünü anlayamadım. Yorgunluğun geçiş süreci vs hep matematik hesaplamalar gerektiriyor. Süreç  boyunca Ali hiç ağlamadı. 1 dakika dahi ağlamadı. Ağlarsa da izleyeceğimiz yol belliydi. Önceden konuşmuştuk. 15 saniye boyunca mızırdandı Ali ilk gün. Sonra geçti. Ağlamak değildi bu. Neşesi kaybolmamıştı. İşte en sevindiğim yan buydu. Uyku Meleği o kadar profesyonel yaklaşıyor ki, gerçekten uyutamayacakları çocuk olmayacağını düşünüyorum. Uyku eğitimi lafı da çok mantıklı değil aslında. Çocuğa kendi kendine uyumayı öğretme eğitimi denmeli. Ali öğrendi. Az evvel babası iyi geceler diledi. “Şimdi şarkımızı dinleyeceğiz, ardından sen uyuyacaksın” dedik. Gülerek “Tamam” dedi.

İnsan soruyor kendi kendine: Yavrum evladım bizi niye yordun peki o kadar zaman?

Ama sonra toparlıyorum. Doğru soruyu soruyorum kendime: Yavrum evladım biz niye uykuya nasıl dalacağını sana öğretmedik bunca zaman?

Biz uyku eğitimini çözdük, darısı başınıza.

Uyku ile ilgili sorularınız için Uyku Meleği‘ne instagram’dan ya da web sitesi üzerinden ulaşabilirsiniz.

 

Berna Mutlu Aytekin

Senin yorumlarınla bu yazı daha güzel olacak