Toranaga ve Ceyar

Taksim’e geçtim bugün. Otobüs’e bindiğim gibi mp3 çaları açıyorum. Bugün de öyle yaptım. Çünkü önümde oturan orta yaşlı bir kadın yanında da iki 13-14 yaşlarındaki 2 çocuğunu tek koltuğa oturtmaya çalışıyordu. Kocaman çocuklar sığmıyorlar tabi. Şoför de zaten bilet için sorun çıkartmıştı. Zor bela kaldırıyor çocukları yaşlı bir amcaya yer veriyorlar. Çocuklar benim yanıma geçiyor. Kulağımda Işın Karaca bas bas bağırıp şarkı söylemesine rağmen önümdeki kadının çocuklara laf yetiştirmesini duyuyorum hala. Ne ses varmış diyorum. Mp3 çaların şarjı bitti. Kabus gibi. Yanımdaki yer boşalınca önümde ki kadında yanıma oturuyor mu aman Allah’ım. Yanımda kitap gazete dergi market broşürü hiç bir şey yok. Bu kadın bana takacak kafayı.

“Öğrenci misiniz kızım?” dedi bile. “Yok ablacım değilim” dedim ama yol uzun bu sohbet bitmez. Hiç de konuşasım yok iş görüşmesine gidiyorum zaten gerginim. Hiç bilmediğim bir adres yetişebilecek miyim onun telaşındayım. “Evli misin maşallah maşallah pek de gençsin” diyor. Hayret genç de değilim maşallah derken neyi kastetti acaba? Neyse madem sohbete giriş turları atıyoruz. “Sağ olun ablacım” diyorum. “Çocuklar da  çok uslu maşallah” diyerek devam ediyorum. Hadi bir maşallah da benden sana 🙂

Bakma bunların böyle olduğuna şu küçüğü var ya tam Ceyar diyor.Ufaktan bir gülme alıyor beni. Ama ufaktan çok  ufacık o  fark etmedi bile. Zaten Ceyar’lı dönemlere yetişememişim. Farkında değilim başıma geleceklerin. Minik Ceyar başlıyor gülmeye. Ceyar olan sarışın fıldır fıldır gözlü bir şey. Öbürü ise kara kuru, mızmız. Sanki zorla bir yere götürüyormuşsun gibi. Sevimsiz, keyifsiz duruyor.

Bunları doktora götürüyorum kontrole. “Şu hasta oldu öbürküsüne de bulaştırdı, bulaştırınca attı mikrobu üzerinden de abisi iyileşemedi hemen” diyor.  “Aaaa geçmiş olsun hasta çocuk ayakta durmasın otursun” diyorum yerimi verip öteye doğru kendimi taşıma derdindeyim. “Yok yok sen rahatsız olma alırım ben kucağıma” diyor. Nasıl alacaksa kucağına kocaman çocuğu. Ayrılamıyorum yerimden yine kaçamadım sohbetten.

Kabakulak olmuşlar, okuldan kapmışlar. Ablanın çocukları geç olmuş. Dünya bir yana oğulları bir yanaymış. “Eee herkesin çocuğu öyledir” diyorum. Hep kısa cümleler ile konuyu kapatma telaşında olan ben, hep anlatacakları olan orta yaşlı, yüzü gözü kırışıklık içinde belli ki çok çekmiş bir abla.

Çocuklar geç olmuş teyze 41 yaşındaymış doğum yaptığı zaman. Bu yaşta olduğunu duyunca bir maşallah daha geliyor benden. Gerçekten maşallah ama o kadar da yaşlı durmuyor. Teyze hızını kesmeden anlatıyor tabi Unkapanı’na geldik yolculuk bitecek az kaldı ya 🙂

Ceyar ile Toranago ikizmiş. Hiç benzemiyorlar. “Ablası bu böyle değildi görsen topaç gibiydi. Çok kuduruk yerinde durmuyor ne yese yetmiyor böyle zayıf kaldı. Zaten biz tedavi gördük de Allah nasip etti. Bizim de adağımız vardı isimlerini böyle koyduk” diyor. Nüfus müdürlüğü kabul etmemiş bir isim daha koymak zorunda kalmışlar. Ceyar’ın bir ismi daha varmış mesela o da  Mahmut’muş.

Abla’ya ben o diziye yetişemedim dedim. Dallas’ı kendi seviyormuş. Öbür diziyi de eşi seviyormuş. Benim zaten öbür diziden hiç haberim yok.  Bilgisayar başına oturunca ekşisözlük’ten bir araştırıverdim.  Shogun’muş dizinin adı. Biraz anlatmaya kalktı teyze binlerce kez anlatmış diziyi belli. Sıkı bir özet geçti ama aklımda tutamadım. “Bizim bey çok severdi o diziyi” dedi. Rahmetli olmuş geçen sene. Arka’da sohbetimizi duyup da kıkır kıkır gülen beyleri de, çocukları da bir hüzün bastı. Beni de bastı. Başınız sağ olsun dedim. “Doyamadı çocuklarına” dedi, “Kısmet” dedim sustuk daha da konuşmadık.

Berna Mutlu Aytekin

Senin yorumlarınla bu yazı daha güzel olacak