The Dark Knight Rises ve Cinemaximum çilesi

1,5 ay önceden heyecan bastı. Biletleri satışa çıksa alsak derken o gün geldi çattı. Bilet Perşembe gecesi saat 00:30’a alındı. IMAX koltuklarına yerleşeceğimiz anı iple çektik evden 1 saat erken çıktık hatta. Cinemaximum IMAX salonu İstiye Park AVM’de var. Orayı pek sevmiyorum. Daha doğrusu güvenliklerini sevmiyorum. Ne yapalım el mahkum gittik. Gece 23:30 sularında otopark’da arabayı kapıya yakın bir yere park ettikten sonra AVM’den içeri bir türlü giremedik. Zaten giriş yok çıkış var. Sensörler sizi okumuyor. İçeriden birilerinin çıkmasını bekledik ve açılan kapıdan içeri girdik. Güvenlik de hak getire. Kimse yerinde yok. O saatte elinizde bombayla içeri girseniz bir allahın kulu nereye arkadaşım demez.Etrafta kimse yok. Saat 00.30’a sinema koymayı bilen ama  içeride güvenliğini sağlayamayan zaten kapıları bile kapatan bir işletme orası. Geç saatlerde gidiyorsanız dikkat edin. Geçenlerde de çantamda fotoğraf makinesi ile giriş yaparken bir sürü soru sorup sinirimi bozdular. İçeride çekim yapacaksam izin almalıymışım. İstanbul’daki bir çok avm’ye fotoğraf makinem ile girmişimdir. Tabi çekilecek dünya bir yer var iken AVM içinde fotoğraf çekimi yapmam söz konusu değil ama sadece İstinye Park’da böyle sorgulamalar söz konusu Neyse çok kafanızı şişirmeyeyim. Filme geçeyim.

The Dark Knight Rises filminin Türkiye’deki ilk gösterimi olunca Perşembe gecesi filmi oldukça fanatik bir kitle ile izleme şansına eriştim. Batman’in ilk ekranda göründüğü an bir sürü alkış kıyamet, ıslıklar vs. Yani bilimum malum sahnelerde aynı coşku. Eskiden Türk filmlerini sinemada seyredenlerin yaşadığı anlardan birindeymişiz gibi geldi.

Film nefis bir açılış ile başlıyor. Ben diyeyim bir 007 havası, siz deyin bir Mission Imposible tarzı olsun aksiyon tavan yapıyor. Gerisi de hiç fena değil aslında. Ama açılış sahnesi ile beraber  “Bane” karakterini gözümü ayırmadan izliyorum. Tom Hardy hayat veriyor.

The Dark Knight Rises oturup düşündüğümüz zaman çok çok klişe sahneleri de içine katmış bir Christopher Nolan filmi. Ama kafa dağıtmak için seyrettiğimiz bir film değil mi sonuçta, çok da takılmamak lazım. Mr. Wayne’in yeni oyuncakları, kaos ile büyüyen bir ayaklanmanın felsefi cümleler ile desteklenmesi kötülüğün dayak, top tüfek ile değil düşünceler ile kendine yer bulması artık sıkça gördüğümüz senaryolardan.

Bane karakterinden bahsetmek istiyorum. Daha önce Inception’ı da gözümü kırpmadan hatta 3 kere seyretmiştim. Çok ilginç bir filmdi iyi oyuncular ile beyazperdedeydi. Ama Bane’e hayat veren karakterin aynı zamanda Inception’da da yer aldığını öğrenince hiç alaka kuramadığımı belirtmeliyim. Nasıl yani deyip durdum. En az Batman kadar göz alıcı bir kötü adamımız var sayın seyirciler, gözlerinizi dört açarak filmi izlemenizi öneriyorum.

Tom Hardy’i anmışken diğer başarılı bulduğum oyuncuları da belirtmesem olmaz. Yine enfes İngiiz aksanı ile  Michael Caine ve en güzel dudaklı Batman’imiz Christian Bale çok çok iyi performans çıkartıyorlar.

Spoiler vermeden anlatmak zor. Her zaman olduğu gibi. Ama filmde iki ayrı yerdeki diyaloglar beni düşüncelere sevk etti.

“Yapman gerekeni yapmaya başlayınca, istediğini yapmana izin vermezler” Belki sadece bu konu için bile ayrı bir blog yazısı yazabilirim. Filmde bir çok kişinin beğenerek izlediği benim ise gereksiz ve vasat bulduğum kedi kadın Anne Hathaway’den geliyor bu sözler.

Bu altını çizdiğim cümlenin olduğu diyaloğu yarın öbür gün “Böyle şeyler sadece filmlerde olur” blogunda yani tam da şurada görmek isterim. Belki yetkililer duyar sesimi.

Filmi seyrederken hayali bir şehir bile olsa Gotham’daki insan manzaralarını insan kendi ülkesinde hayal ediyor. Acaba böyle bir durum da neler olurdu diyerek. Filmin bir sahnesinde polisler borsanın kapısındalar ve borsadaki yetkili polislere “İçeri girin paralarımızı kurtarın” diyor. Polislerin başındaki kişi ise adamlarımı senin paraların için tehlikeye atamam diyerek cevap veriyor. Film işte deyip geçiyoruz dediğimiz sahnelerden. Para için ne canlar tehlikeye atılıır bizim memlekette.

Film beni o kadar etkiledi ki ikinci kez seyretmek için ertesi gün yine sinemanın yolunu tuttum. Bu sefer Kanyon’da filmi seyrettik. Yine Cinemaximum’daydık. Kanyon’daki seansda ise gereğinden fazla reklam ile boğulduk resmen. Sinema biletler bu kadar pahalı iken bunca reklam için seyirciyi sömürüp de bir sürü laf işitmeye değer mi Cinemaximum?

Film zamanında başlamayıp dünya bir reklam seyrettiğimiz yetmiyor, en heyecanlı yerinde verdiğin aradan sonra bir de ışıkları kapatıp bizi yine reklamlara boğuyorsun. Bu para hırsı nedendir? Sinema keyfi denen olguyu ortadan kaldıran bu zihniyetin bir an önce yaptığı yanlıştan dönmesini diliyorum.

Kanyon’daki sinema IMAX değildi. 3D ‘de değildi.  Ama yerimiz bir öncekine göre daha iyiydi. Klimalarda yeterli seviyedeydi. Üstelik uyku basmamıştı, gündüz saatiydi o yüzden daha keyif aldığımı söyleyebilirim. Zaten ben her iyi filmin ikinci kez seyredilmesi gerektiğine inanıyorum. İlkindeki büyüyü üstünüzden atacağı kesin, eğer fanatik değilseniz objektif bakmak için de 2.kez seyretmek gerekli mutlaka.

Serinin son filmini Batman’in oyuncakları için bir kere, kötü karakterin güzelliği için ise iki kere seyredin. Tavsiye ediyorum, iyi seyirler…

Berna Mutlu Aytekin

Senin yorumlarınla bu yazı daha güzel olacak