Taksi maceralarım

Bu aralar hayat çok renkli değil. İşten eve evden işe. İşte ayda bir arkadaşlarımla buluşursam ne mutlu bana ama ona da vakit denkleştirip iki kişi buluşamıyoruz bir türlü.

Hayatın en eğlenceli yanı taksiye bindiğimde taksi şoförleri ile yaptığım ketum sohbetlerimiz. Ketum diyorum çünkü mümkünse ne sohbet etmelerine müsade ediyorum ne de ben bir sohbet açıyorum. Trafik zaten kilit, yolum da çok kısa mümkünse full konsantre o arabasını sürsün ben de mail’lere, Twitter’a, Facebook’a bakarak yolu bitireyim eve / işe varayım.

Daha öncede ulaşım sırasında başıma türlü hadiseler gelmişti. Şimdi onlardan birini daha anlatacağım.

Bugün yine 45 dakika önce yola koyuldum ki trafikte zamanında istediğim yere varabileyim.

Taksi şoförü nasıl hızlı gidiyor, artık aklımdan dualar geçiyordu ki kendisi dile geldi “Hanımefendi sabah eşim bindi arabaya yolcu olarak beni tanımadı bir ağırıma gitti ki” deyip bastı gaza.

Vay arkadaş dedim adam gaza basıyorsa bir derdi var demek ki. Olur öyle şeyler ben de tanımazdım başkasını üzülmeyin dedim. Başladı anlatmaya söylediğime pişman oldum tabi hemen. Kafam olmuş bir dünya hiç çekemeyeceğim sohbeti…

Taksi Şoförü: Hanfendi ben eşimlen özel bi nedenden ayrıldım. Ayrılalı çok oldu biz o zaman Almanya’daydık. O zamandan beri görüşmüyoruz. Bir kere aradım barışalım diye, ağlamakdan konuşamadı telefonda. Kapadım telefonu da daha aramadım.

Ben: Hımm olur öyle şeyler (O ne demekse)

Taksi Şoförü: Biz gittik işte Almanya’ya orda başımıza bir bela geldi. Ayrılmak zorunda kaldık. Kader işte. Almanya’da kaza yaptım ben 3 kez idam aldım. Kaza yaptık, ödeyelim dedik, yok dediler ödettirmediler. 3 kez idam verince oradaki mahkeme bana, hanıma dedim, sen var git artık. Çoluğu çocuğu aldı döndü İstanbul’a. Ben de yattım 27 sene yattım.

Ben: Tüh, vay (üçbuçuk üçbuçuk. İdam dedi vallaha 3 kere dedi hem de)

Taksi Şoförü: Yattık cezamızı orada arkadaş edindik işte sağ olsunlar. Tabi biz de sevdirdik kendimizi. Can dostumun kız kardeşi vardı. Git gel, git gel. Dedim benim dışarı çıkmam lazım. Daralıyorum ben dört duvar içinde evlenelim biz. Kız abisi falan tamam dedi evlendik işte biz. Orada cumartesi çıkabiliyorsun dışarı. Evli olunca yani. Çıktım ben de  öyle bir sene de geçti işte. Sonra dedim ki ben boşuna yatıyorum burada bir sahte paşaport ayarlayalım dedim babama. Mektup yazdım. Parası neyse veriyorsun işte yapıveriyorlar. Öyle yaptım kaçırdılar beni geldim buraya. Adamları öldürdük ama bile isteye değil, trafik kazasıyla. Sen niye 3 kere idam veriyorsun bana? Kaçarım hapisten tabii.

Ben: Eee şey sizin iş hep trafikte yakalanırsanız ne olacak?

Taksi Şoförü: Hehehehhe yakalandık tabii. Aldılar içeri. Ama Türkiye hapsi orası gibi değil. Orada da bir ceza değişikliği yaptılar falan biz de burada avukatımızı tuttuk. 3 ay da burada yattım. Sonra çıktım. Buranın cezası ile orası öyle değil. Aslına baksan alacaklıyız Almanya’dan. Neyse madem hapisten yırttık kızı da gönderdik Almanya’ya. Önce savcılığa gönderdik onu. Hastaneden rapor aldık. Darp etti diye şikayet etti beni. İşte ben onu zorla kaçırmışım Almanya’dan Türkiye’ye. Öyle demesek o Almanya’da ceza alacaktı. Anladın mı ondan öyle yaptık.

Ben: Tabii tabii anladım. İyi yapmışsınız. (Korkudan ne saçmalıyorum bilemedim)

Taksi Şoförü: Abla işte gittik sonra babam bana fabrika açtı. Türkiye’de bu fabrikadan tam 11 tane var. Başka da yok. Müşterisi hazır. Babam dedi ki sen rakipleri korkutacaksın sonra fabrikayı bana devredeceksin…

Ben: (ikinci hikayemize geçerken artık geleceğim yere vardığımı fark etmiştim) Benim adres tam şurası, biraz ileride sağda ineyim ben.

Şoför Bey tabii hikayesi yarım kalınca bir sinir oldu, ama yapacak bir şey yok. Bugüne kadar bir sürü taksici sohbetine maruz kalmakla beraber, hiç biri bu kadar tırstırıcı olmamıştı.

Monotonluktan mı sıkıldınız? Hayatınızı renklendirmek mi istiyorsunız? Siz de taksiye binin.

Berna Mutlu Aytekin

Senin yorumlarınla bu yazı daha güzel olacak