Takıntılarım ve ben

takıntılı bıdık

Küçüklükten beri ilginç huylarımdan dolayı aile içinde hep gülerek anlatılırım. Özellikle kuzenlerim eşime benim küçüklüğümü anlattıklarında neşeli sohbetlere konu olur geçmişim. Eşimde her seferinde gülerek dinliyor o ayrı.

Turhan’ın sözleri kulağımdan gitmiyor. “Piknik yapmaya giderdik Hasan, herkes önce büyükce bir taş arardı, taşı çimen olmayan bir yere koyardık sonra Berna Hanım arabadan inerdi taşın üstüne tünerdi. Piknik bitene kadar kıpırdamazdı.” Böcekten korkar ve çimene basmazdım 5 yaşımda sadece bunları hatırlıyorum. Sonra takıntılar arttı arttı. Kardeşim abartıp “psikolojik manyak” olduğumu iddia eder. Aile içi esprilerde ismim bu şekilde geçer. Sorun yok, kendi kendimle eğleniyorum.

Eveeet Berna’nın takıntıları var. Friendfeed’de de arkadaşlara da sordum bir tek ben de mi var bu türü durumlar diye. Kendileri sağ olsunlar kendi takıntılarını da şurada anlattılar. Yalnız değilmişim. Gelelim benim takıntılarıma :)

Asla çayır çimen’e basamam. Çayır çimen’i geçtim ayağımda terlik olmadan evde bile yürüyemem. Bu küçükken yabancı bir evde gece gece su içmeye kalkınca yalın ayak böcek ezmemden kaynaklanıyor olabilir. Psikolojik boyutuna inmeyeceğim şimdi:) Çayır çimen’e basmam, denize deniz ayakkabılarım olmadan ayağımı sokmam. Hafiften korkum olduğu için parmak arası terlik de giymekten çekiniyorum. Bunu aşmaya çalışıyorum. 2 senedir parmak arası terlikler ile aram iyi :)

Ayaklardan bahsetmeye devam edeyim. Gece uykumda ayaklarım açılırsa kıyameti koparıyorum. Sanki giyotin gibi bir şey gelip ayaklarımı kesecek gibi geliyor. Yaz kış ayaklar uykuda kapalı olmalı :)

Yemeklerde sıra. Zeytin çekirdeğini tutamam. Zeytin değil sadece çekirdeği. Bu nereden geldi bulamadım bir türlü. İğreniyorum.

Herhangi bir böcek görmek kaşıntı sebebi. Eskiden karıncalar üzerimde yürürse harita gibi bir yol oluşuyordu. Bir süre sonra böyle olmadığını fark ettim. Bir dönem kendi kendimi tedavi amaçlı elime alıp yürümesine izin vermişliğim bile var. Yine de aramız hoş değil. Ölünce zaten böcekler yiyecek, ölene kadar uzak olsak birbirimize?

Koyu renk kıyafetli birisi ile bir şey konuşurken üzerinde herhangi bir toz, saç, beyaz bir şey olursa konuşma çok rahat dağılır. Dikkat dağılır. Tanımadığım insanların üzerinden saç topluyordum artık yapmıyorum kafamı çeviriyorum bir başka tarafa.

Koku benim için önemli bir şey. Benden bir şey isteyeceksen ortalık yasemin, hanımeli, ya da çilek koksun 1-0 öndesin :)

Beyaz peynir yok ise kahvaltı etmem. Eskiden her öğünde yerdim, şimdi sadece kahvaltıda olmazsa çıngar çıkarıyorum. Üşenmiyorum gidip alıyorum. Dışarı çıkamayacak durumdaysam kahvaltı etmiyorum direkt akşam yemeği ile gün başlıyor dengem şaşıyor haliyle:/

Suyu açık bir yerden içmem. Açıkta hiç bir şey içmem aslında. Kendi evimde dahi. İçerken de bardağın dibinden başka bir yere bakmam. Abuk subuk bir şey bardağın içine düştüyse onu yutmak istemem :( İnsan oğlu hayatı boyunca farkında olmadan on yüz bin böcek yutuyor türü haberleri duymamazlıktan geliyorum.

Kitaplarımın bulunduğu küçük bir kütüphanem var. Hepsinin sırası kendi anlayacağım bir düzende. Okurken birbirini tetikleyecek şekilde dizilmiş. Bir tanesinin yerinin değiştirmem. Kitaplarımı da kimseye vermiyorum bu yüzden.

Bir yere gideceksem saat kullanmama rağmen ( son zamanlarda kullanıyorum gerçi ama alışmadığım için aksesuar olarak kalıyor) hep 15 dakika erken giderim. Ne olur ne olmaz.

Evi 2 günde bir temizlemezsem içim rahat etmez. Çamaşır suyu kullanmadan temizlendiğini de sanmıyorum.

Bankadayken ellerimi sık sık yıkama rahatsızlığın vardı şuradan nedenlerini görebilirsiniz :) Ama bankadan sonra kurtuldum bu takıntıdan.

Nizami olmasını istediğim bir hayat var. Yolda arabayla giderken şerit çizgilerini ihlal etmemek gibi, resim çerçevelerinin yamuk durmaması, çatal, kaşık, bıçak, bardak gibi şeylerin birbiriyle aralarındaki boşlukların ölçüsünün aynı olması vb.  Yamuk şeyleri sevmiyorum. Yuvarlak elips vb şekillerden de hiç haz etmiyorum. Her şey dikdörtgen ve kare olsa hayat daha bir güzel sanki :)

Kıyafetlerde mutlaka renk uyumu olmalı mümkünse sadece 2 renk giyinmeliyim.  Renklerin tonları da olsa olmaz  dikkatim dağılabilir. Sarı ve turuncu renk baskın hiç bir şeyi giyinme dolabında bulundurmuyorum. Eşime de giydirmediğimi fark ettim. Belki ona sarı yakışır. Bir denemeli bu takıntıyı da aşmalı.

Kurallar koymayı ve uymayı çok seviyorum. Kurallar koymak dediysem de despot biri değilim. Kendime kurallar koymak ve uymak hoşuma gidiyor :) Yapılacak ise yapılacak, şu döneme kadar öğrenilecek ise öğrenilecek, yazılacak ise yazılacak vb.

Ayrıca 8 sayısı ile aramızda bir bağ var olduğuna inandığım için sinema, Milli piyango bileti, otobüs bileti gibi bilet gerektiren durumlarda dahi 8’li bir sayı tercih ediyorum. 8 iyidir :)

Benim şimdilik aklıma gelenler bunlar. Peki sizde neler var?

Görsel şu adresten alınmıştır.

Berna Mutlu Aytekin

Senin yorumlarınla bu yazı daha güzel olacak