Süleymaniye Camii, Mimar Sinan ve caminin ilginç yapım hikayesi

Bu akşam ki araştırma konum da Süleymaniye Camii ve Mimar Sinan. Her şey “Buranın havası ne kadar güzel di mi aşkım?” cümlesi ile başladı. #TombiliAli tam 3 saat uyudu. Hava öyle temizdi ki. Bu işte bir iş var deyip araştırmaya başladım. Zaten Mimar Sinan’ın yaptığı camilerin yapımıyla ilgili detayları öğrendikçe Mimar Sinan’a ve o döneme hayranlığım hep artıyor. Süleymaniye

Süleymaniye Camii 1550 -1557 yılları arasında Mimar Sinan tarafından, Kanuni Sultan Süleyman adına yapılmış. Klasik Osmanlı Mimarisi tarzında yapılan eserin, çevresinde, medrese (okul), hastane, hamam, kütüphane, aşevi gibi bir çok yapı bulunan bir külliye.

İlk olarak bu temiz hava nereden geliyor onu araştırdım. Camii’nde içeride havanın rahat dolaşması ve insanların camide daha çok vakit geçirebilmeleri için Mimar Sinan tarafından yerin altında bazı yollar kazdırılıp bu yollara kemerler yapılmış. Bu yollardan caminin içinden bütün yan yapılara su dağıtılan depolara gidilir imiş. Cami tabanının orta kısmında yer alan bu yollar üzerine tahta kapaklar konularak aşağıdan gelen hava ile cami içinin yaz mevsiminde devamlı serin, kış mevsiminde ise sıcak olması sağlanır imiş.

Amerikan ısıtma soğutma hava şartlandırma mühendisleri birliği (ASHRAE)’nin yaptığı araştırma sonucunda öğrenilen yeni bir bilgi de şu: Camide ayaklar üşümesin ve secdede huzur duyulsun, diye yerden 20 cm yüksekliğe kadar hava hızı profilinin sıfıra çok yakın olması (sınır tabaka), sonrasında ise hava hızlarının yükselmeye başlaması temin edilmiş.

Daha önce Paha Biçilemez İstanbul serisinde Saffet Emre Tonguç’un anlatımıyla Süleymaniye is odasının hikayesini dinlemiştim. Süleymaniye’ye ait tek bildiğim bilgi de zaten buymuş. Yine aşağıda bilmeyenler için özet geçeyim:

Süleymaniye Camii ilk yapıldığında iç mekan aydınlatması, yüzlerce kandille sağlanırmış. Bu kandillerden çıkan dumanı ve isi düşünün, normalde, her geçen gün ortamı kirletmesi gerekir. Büyük Usta Mimar Sinan, müthiş mimari zekası ile bu isleri bir noktada toplamayı başarmış ve bundan mürekkep elde ederek kullanılmasını sağlamış.

İs odasında elde edilen, mürekkep ile önemli fermanlar yazılırmış. Çünkü, isten elde edilen mürekkep, normal mürekkebe göre daha dayanıklıymış.

Büyük Usta Mimar Sinan, bu büyüklükte bir caminin örümcek ağlarından korunması için çok doğal bir yöntem kullanmış ve Süleymaniye Camii’nin çeşitli yerlerine yüzlerce devekuşu yumurtası koydurmuş. Devekuşu yumurtasını sevmeyen örümcekler, böcekler ve hatta akrepler camiden uzaklaşırmış.

Bu arada Paha Biçilemez İstanbul çok sevdiğim bir belgesel serisi idi. Umarım tekrar yayınlanır. Kaçıranlar için aşağıda Süleymaniye ile ilgili bir bölümünü paylaşıyorum. Diğer bölümler için Mastercard Türkiye’nin Youtube hesabını takip edebilirsiniz.

Caminin inşasında Büyük İstanbul depremlerinden dolayı Mimar Sinan’ın temelin oturmasını beklermiş. 1 sene beklediği için planlı gecikmeler yaşanmış. Bu dönemde İran Şahı Osmanlı İmparatorluğu’nun camiyi yaptırırken finansal olarak sıkıntıya düştüğünü düşünerek Kanuni Sultan Süleyman’a hitaben “Süleymaniye Camii’ni bitirmeye gücünüz kalmamış ve inşaatı yarıda bırakmışsınız. Elçimizle birlikte size bir sandık dolusu para ve mücevherat gönderiyoruz. Bu hayırlı işte bizim de katkımız bulunsun.” diye bir mektup göndermiş. Bu “Osmanlı fakirleşti” imasına sinirlenen Kanuni Mimar Sinan’dan bu altın ve mücevheratı Süleymaniye’nin temelinde kullanmasını istemiş. Minarenin inşasında kullanılan altınlardan dolayı 3 şerefeli olan doğudaki minarelerden bir tanesi Cevher Minaresi olarak biliniyor imiş.

İçeride yer alan şadırvan hakkındaki bilgi de çok ilginç. Şadırvan, o devrin şartlarında (kısmen Bizans kanalları kullanılarak) Istıranca derelerinden getirilen suyu, tabiî kule prensibiyle hava akımı oluşturarak oksijenle arıtan tarihin ilk içme suyu hazırlama istasyonu imiş.

D.E.Ü. Buca Eğitim Fak.Müzik Eğt. Öğr. Gör. Şadan Güvenir’in yaptığı “Sanatta Araştırma ve Bilinçin Önemi Damak Kubbe” çalışmasına göre ise Süleymaniye’nin harika akustiği Mimar Sinan’ın kubbe tekniğine bağlı imiş. Bütün kubbeleri çift olarak yapan Mimar Sinan bu şekilde damak kubbeyi oluşturmuştur. Kubbe yapısının güçlü tınlatıcı özelliğine ve kubbede oluşacak özel ses odaklanmalarına önlem olarak kubbe köşelerine ve eteklerine içi boş 50 cm boyunda 64 adet küp yerleştirmiş ve bunlarla iyi bir akustik elde etmiş. Ayrıca, zeminde, sesi yansıtmak için tuğlalardan boşluk bırakmış.

Günümüzde yapılan binalarda konfor faktörü olarak kontrol edilebilen 4-5 özellik varken (yapının ses yalıtımı, izolasyonu, ışık alması, havalandırması vs.) Mimar Sinan 16. asırda yapılan bu eserde 66 faktörü kontrol etmiş. Bu rakamlar o günün mimarlık-mühendislik birikiminde gelinen noktayı gösteriyor.

Süleymaniye’nin yapımı 7 yıl sürmüş. Bu 7 yıllık süreçte bir çok inşaat tekniği birden kullanılmış. Biri Drenaj tekniği, biri zemin sıkılaştırma tekniği (kazık uygulaması) Drenaj tekniği Adapazarı depreminde olduğu gibi bir deprem anında yer altı sularının binayı aşağıya çekmesini önlemek için yer altı sularını su altına döşenen borular ile tahliye ettirmeye yarıyor imiş. 1950’li yıllarda bugünkü İstanbul Ticaret Üniversitesi binasının bulunduğu yerler istimlâk edilirken Haliç’e bağlanmış yağmur suyu veya kanalizasyon borularına rastlanılmış. Yapılan araştırmalarda bu boru sisteminin Süleymaniye’nin bulunduğu tepedeki suyu drene etmek için temellerin altına yerleştirilmiş çakıl-kum kuyuları’na bağlandığı tespit edilmiş. Bu sistem inşaat mühendisliğinde son yarım asırdır uygulanıyor. Drenaj sadece su tahliyesi ile olmuyor. Yazın suyun ve toprağın ısınmasından dolayı oluşan buharın, yapının temellerine ve içine girmemesi için de tahliye kanalları yapmış ve bunları da drenaj kanallarına bağlı olarak tahliyesi yapılmış. Kazık uygulaması ise zeminin sıkılaşması ve zemin oturmalarının yaşanması için 3 veya 4 yıl yük altında inşaatın bekletilmesini içeriyor. Doğal depremler sayesinde inşaatın sağlamlığı sağlanmış olmuş.

Rakamlarla çok kafanızı şişirmek istemem ama caminin dört minaresi İstanbul’da yaşamış ilk dört sultanı; Fatih, 2. Bayezid, Yavuz Selim ve Kanuni ’yi; minarelerdeki on şerefe de 10 padişahı temsil ediyor imiş. Minareler örülürken taşlar birbirine demir kemerle tutturulmuş, taş ve demirin birbirine kenetlenmesini sağlamak için bağlantı yerlerine kurşun dökülmüş. 63×69 metre ebadında olan caminin kubbe yüksekliği 53, kubbe çapı ise 26,5 metredir. Yaklaşık 30’ar ton oldukları hesaplanan 4 fil ayağı toplam 8.000 ton yükü temele iletmektedir. Mimar Sinan bunları dinin dört direği olarak saydığı; Hz. Ebubekir, Hz. Ömer, Hz. Osman ve Hz. Ali’ye armağan olarak sunmuştur. Ayaklardan ikisi İstanbul’daki eski Bizans Sarayı’ndan ve Kıztaşı’dan, biri Baalbek’teki Jüpiter Tapınağı’ndan, diğeri de Mısır’ın İskenderiye kentinden getirtilmiştir. O dönem için nasıl getirilebildiğini bir düşünsenize.

Tüm bunların bilgisini 164 ciltlik bir defter de tutan Mimar Sinan bu defterinde kullanılan yumurta sayısından, çalışan işçilerin hangi milletten olduğuna kadar her detayı yazmış. Yapım aşamasında kullandığı tekniklerden hiç bahsetmemiş. Bunlar hep seneler sonra araştırılınca bulunmuş.

Kesit olarak kıyaslandığında Mısır Piramitlerine çok benzeyen bir çalışma ile tamamlanan Süleymaniye, minare yüksekliği, kubbe çapı vs. gibi bazı uzunluk ve açılar birbirine orantılandığında “pi” sayısı, 1,6 (altın oran) gibi bilinen katsayıların yanında, 23 (tam derece olarak Dünya ekseninin eğim açısı), 4,18 (kalori/joule çevrim katsayısı) ve logaritmadaki “e” sayısı gibi o zamanın şartlarında pek alışılmadık katsayıların da sıklıkla kullanıldığı görülmüş.

Bunca ince düşünen nesilden cami dışına bir çöp kutusu koymayan belediyeye nasıl geldik bilmiyorum. Şu topraklarda yaşamış olan neslin yüz karasıyız resmen. Hani Osmanlı torunuyuz ya Osmanlı bizi görse evlatlıktan reddederdi. Elimizde pet şişeler dört döndük ancak caminin içine girerken giriş kapısına koyulan çöp kutularını kullanabildik. Rüzgarla uçuşan çöpler tarihe gölge düşürüyor. Yazık.

Bugün Süleymaniye’yi biraz araştırdım. Mimar Sinan ile ilgili de yakında böyle bir yazı yazar bildiklerimi size aktarırım. Sizin de Süleymaniye ile ilgili bir bilginiz var ise lütfen yorum olarak iletiniz. Biz de öğrenelim.

Berna Mutlu Aytekin

3 yorum

  1. ahmet   •  

    Ben bu hafta gittim cop kovası var beklenen ilgi gerçekten var yapanlardan Allah razı olsun

  2. Sercan   •  

    Bilgiler için teşekkür ederim berna

  3. rabia   •  

    yazınızı gerçekten çok beğendim kaleminize sağlık berna hanım. İzniniz olursa kullanmak isterim. =)

Senin yorumlarınla bu yazı daha güzel olacak