Spor Anadol

Son günlerde okuduğum en eğlenceli kitaplardan biri.

Anadol ile Türk otomotiv sanayiinde ilk kez – ve son kez – bir ulusal marka yaratılmış ve STC-16 ile de ilk kez – ve son kez – Türk tasarımı bir otomobil yapılmıştı. Kitabın hazırlanma sürecinde şunu gördük: Eğer “ulusal marka” yaratma konusunda sebat edilseydi, bu bir örnek oluşturabilir, Türkiye 1970’lerin başından sonra tasarım ağırlıklı bir sanayiye kayabilir ve dünya üzerindeki konumu bugünkünden çok farklı olurdu. Otosan’dan sekiz yıl daha geç kurulan Hyundai bunu yaptı ve dünyanın sayılı otomobil üreticileri arasında girmeyi başardı. Otosan otomobil tasarlayacak düzeye gelmişken, Hyundai henüz kimsenin duymadığı küçücük bir otomotiv şirketiydi. Tıpkı Otosan gibi Ford ile ilişkisi vardı. Ve Anadol’un üretim sürecine bizzat şahit olan, Otosan yöneticilerinin çok iyi tanıdığı Reliant’ın İngiliz başmühendisi Crosthwaite’i transfer etmişlerdi. Uluslararası pazarlarda iddiası olan bir ulusal marka yaratacak insan altyapısı Otosan’da vardı. Yaptılar da… Anadol’u, Türk tasarımı ilk otomobil olan STC-16’yı, dünyanın ilk beach buggy’si Böcek’i, dünya otomobil sanayiideki bütün yeni teknolojileri içeren harika otomobil Çağdaş’ı onlar yaptı.

Ama sonu gelmedi… Gelemedi… Getirilemedi…

Bu süreci birebir yaşayanlardan Klod Nahum “Biz pek çok şeyi galiba fazla erken yaptık” diyor.

STC-16’nın genç mühendislerinden Ekber Onuk ise bazı tesadüflerin bile bu süreçte önemli olduğunu söylüyor: “O zaman Jan Nahum 20’li yaşlarda bizimle birlikte değil de yönetim kademesinde olsaydı her şey çok farklı olurdu.”  diyor.

Bu sözler kitabın ön sözünde yer alan beni diğer sayfaları karıştırmaya teşvik eden sözler.

Gerçekten şaşırtıcı gelişmelere sahne olan otomotiv sektöründe ülkenin ufak hamleler ile ne farklı konumlara oturtulduğunu görüyorum. Okudukça.

Kitapta Ford gibi bir dünya otomotiv devinin Otosan yöneticilerine “otomobil üretmeye uğraşmayın beceremezsiniz” üslubuyla başlayan baskılarının iş ciddiye bindiğinde nasıl sertleştiğini, Reliant’ın Anadol modelini başka ülkelerde de uygulamak istemesine karşılık Ford’un hükümetler düzeyinde baskı yaparak otomobil üretimini engellediğini, Yeni Zelanda’da prototip olarak üretilen bir kaç Anadol’un hala bu ülkenin yollarında olduğunu, Türkiye’deki mevzuat engellerinin Ford’un baskılarını solda sıfır bıraktığını, o yıllarda Türkiye’de hiç bilinmeyen “know-how” kavramının Otosan’ı nasıl uğraştırdığını yine kitaptan öğreniyoruz.

Fransa’da üretilecek Türkiye’de mi üretilecek tartışmalarının yaşandığı günler yaşadık. Zamanında doğru kararlar alınsaydı bizim otomobillerimiz de başka ülkeler de üretilecek mi diye tartışmalar da yaşanabilirmiş. Kitap henüz bitmedi. Malum 6 ay da 10 taneyi ancak okuyorum. Ama bu önsöz çekici olunca hemen okumaya başladım. Bir iki otobüs seyahatinde bitiverir ve bende bu yazıyı güncellerim. Kitap için detaylı bilgiyi de adına aşılmış şu siteden alabilirsiniz.

Berna Mutlu Aytekin

Senin yorumlarınla bu yazı daha güzel olacak