Sizin hiç hatıra kutunuz oldu mu?

hatıra kutusu

Benim var. Kırmızı bir kutu. İçinde güzel günlerin kokuları ve eskiyen kadife güllerim var.

Gerçek güller. En son içine pembe güllerde eklendi.

Gülleri herkes sever ama ben eskiden sevmezdim. Çiçeğe alerjim vardı. Hiç bir çiçeği sevmezdim. Polenler, hapşırıklar, kaşınmalar vs. Sonra alerji bitti nasıl olduysa. İşte son hatıra kutusu çiçek alerjisinin bittiği dönemlere rastlıyor. O kutu hala dolduruluyor, diğer kutulara nazaran evin baş köşesinde bulunuyor. Önemli günlerin haricinde önemsiz ve sıkıcı olan tüm diğer günler, eve gelen sevgilinin elindeki çiçekler ile güzelleşir. O çiçekler kurutulup tek tek saklanır. Rengarenktir gelen güller. Hepsi bana aşkın birer sürprizidir. Kadife kadifedir. İçindeki tüm güller boyanıp kimyasallara renk değiştirmesine rağmen, sonra kuruyup özüne dönünce mis gibi kokarlar. Ara sıra açar bakarım, tek tek hangi günlerden kaldıklarını fısıldarım kulaklarına. Hep bir gülümseme yerleşir dudaklarıma…

Ben pek bir severim hatıra kutularımı. Bir tane değil çeşit çeşittir. Huyum kurusun her şeyi biriktiririm. Eğer yaşlanır da akıl sağlığımı kaybedersem kesin bir çöp evin içinde yaşayacağım. Şu yaşlarda organizasyonunu yapabilme kabiliyetim var ama 80-90 yaşında kesin yitirmiş olurum herhalde.

Hatıra kutusu arada bir açılır içindekiler tek tek okşanır. Yüze tatlı bir gülümseme yerleşir. Tozu alınır, aynı güzel hisler ile kutu kapatılır. Bu kutuya benzemez  bir çok hatıra kutum var benim. Bir tanesinde askerdeki sevgiliyi aradığım zamandan telefon kartları biriktirilmiş. Şimdi okuyanlar arasında “Telefon kartı nedir?” diyenler vardır. Belki tanıdık gelmeyebilir şimdiki nesillere. Sanırım ankesörlü telefonları sadece televizyondaki dizilerde fidye isteyen kişiler kullanıyor artık. Ne etrafta dikkatimi çeken ankesörlü telefon var, ne de onları kullanan birileri geçiyor şu satırları yazarken gözümün önünden. İşte ben de zamanında aşağıda göreceğiniz kartlardan biriktirmiş, tarih sırasına göre dizmiştim.

Deliymişim (şimdi daha akıllıyım sanıyorum kendimi) Bir diğer hatıra kutusu ise lisedeki arkadaşlarımla derslerde birbirimize yazdığımız yazılardan oluşuyor. Kocaman bir siyah fon kağıdı var mesela hatıra kutusunun içinde. 10 kat katlanmış, sığdırmak için. Üzerinde en sevdiğim arkadaşlarımın çizdiği bir resim var. El birliği ile sanırım 10 kişi beraber çizmiştik. Moda tasarım okuyunca elden boyalar, renkli kalemler düşmüyordu. “Geyik masası” dediğimiz bir ışıklı masamız vardı onun üzerinde eskizlerimizi yapardık. Eskizden başka her şeyi yapardık da desem yalan olmaz. O dönemlerde insan ders çalışmak istemiyor. Atilla Atalay kitapları okur, ÖSS’ye hazırlanmak için test çözer, tiyatro için senaryo yazar, ama en çok da geyik yapardık. O günlere dair anıların hepsi bir hatıra kutusunda saklı. Zaman zaman açıp ilgi göstermemi bekliyor.

Bir başka hatıra kutusu üniversite yıllarına dair mektuplar, hatıra defterleri, gazete kupürleri, fotoğraflar ile dolu. Eşim ile üniversite yıllarında tanıştığımız için o hatıra kutusuna bakınmaya pek ihtiyaç yok gibi. Gözlerine bakınca “Ya şöyle şöyle yapmıştık hatırlıyor musun? ne günlerdi…” demek yeterli o günlere gitmek için.

Peki sizin var mı hatıralarınızı emanet ettiğiniz bir yer? Sizin ilginize muhtaç olan ya da sizin iyileşmek için ihtiyaç duyup, baktığınız bir kutu?

Berna Mutlu Aytekin

1 Yorum

  1. Pingback: 6 yaş sevinci | Blogger's Base | Blogger's Base

Senin yorumlarınla bu yazı daha güzel olacak