Anarşik olduk biz

Dün yani 17 Temmuz’da İstiklal caddesinde Sansürsüz İnternet eylemi vardı. Eylem Atatürk heykelinin orada buluşulup Galatasaray’a kadar yürümeyle devam edecekti. Ben de n’olur ne olmaz diye bu sefer yarım saat erken gittim. Atatürk heykelinin önünde benimle aynı maç için toplanmış 40-50 kişilik bir kalabalık vardı. Uzaktan nasıl olsa kimseyi tanıyamayacağım için(bazen yakından da tanıyamıyorum) topluluğa koşar adım yaklaşmaya başladım. İyice yaklaştığımda topluluktan sesler de yükselmeye başladı. Kızlar ve erkekler olarak ayrılmışlar tribünlerden alıştığım bir şekilde karşılıklı -inci s…..- diyorlardı. Allahım nereye düştüm ben dedim kendime. Hem eşime de tutuklanmayacağıma söz vermiştim. Bunların yanında beklersem tutuklanmam an meselesiydi. Sonradan sivil polis oldukları söylenen kişiler her bağıran çağıranın fotoğraflarını çekmeye başladı.

Böyle durumlarda genelde ilahi şeyler olur ve kurtulurum. Telefonum çaldı önce bir arkadaşım kapar kapamaz da annem aradı. Yarım saat telefonla konuştuk. Tabi o küfürleri duymamaları için de bir kenara kaçmam gerekiyordu. Neyse telefon konuşması bittiğinde karşıdan beyazlar içinde kocaman bir topluluğun üzerime doğru koştuğunu gördüm. Muhtemelen beyaz giyinmemişlerdi. Beni kurtaracak kişiler olduklarına inandığım için ben onları melek olarak adlandırdım sanırım. Birden oldukça kalabalıklaştık sanırım 40-50 kişiden 300 kişiye falan yükseldik. İnsanlar sıraya girmeye başladılar. Sonra bir grup sözlük yazarı darbe girişimi yapıp sağdan sağdan pankartını açmış olan kişilerin önüne geçmeye çalıştı. Görevlilerin ufak bir hareketi ile tekrar arkaya yollandılar. Fakat arkada sesleri kesilmedi. Bol bol ekşisözlüğe ve Okan Bayülgen’e  saydırmaya başladılar. Pankartları ile de oldukça kendilerine özgü bir gruptu ama ben onlardan çok uzaktaydım. Tüm medya mensuplarının olduğu pankart açanların önünde duruyordum. Etrafımda bol bol kameraman, foto muhabiri, spiker vardı. Sürekli birilerinin “Eğilin lütfen, kenara kaçın” demesine rağmen yaklaşık 400 tane kare yakalamayı başardım. Basın mensupları olduğunu sandığım” asabi kişiler” sürekli “Eline fotoğraf makinesini alan gelmiş, kamerasını kapan gelmiş” deyip durdu. Açıkçası onlar işlerini yapıyorlardı ama ben de arkadaşlarımı görüntülüyordum o yüzden kendimi ev sahibi gibi hissettiğimden pek de mızmızlanmalarını mühimsemedim. İnsan yolda yürüyen kişilerden değilde, bu basın mensuplarından azar işitince garip hissediyor kendini.

Galatasaray’a kadar basın mensupları görüntü alsınlar diye dura dura geldik. Sonrasında ise “Tünel’i açtın, Youtube’u da aç” diyen sesler çoğaldı ve kelimenin tam anlamıyla acınacak halimizle eğlendik. Yolda kafelerde oturanlar ıslıklarıyla bize destek verdi. Bu çok güzeldi. Başbakan Dolmabahçe’ye kadar gelmişken sansürsüz internet eylemine katılır mı diye düşündük. Akşam haberlerine çıkışımız belki onu değilse bile danışmanlarının gözüne çarpmıştır.

Eylem bittiğinde önce Starbucks’a gidip iki centilmen beyfendinin bize kahve ısmarlamasına izin verdik. Sonrasında ise bol bol onların fotoğraflarını çektim. İstiklal caddesine de rengarenk ışıklar ne kadar yakışmış onu fark ettim. Bundan sonra İstiklal caddesi ancak akşam 5’den sonra gezilmeli diye notumu aldım. Kilise vb kapalı alanlar değilde mutlaka ama mutlaka insan içine karışmalı. Bir sonraki blog yazıma bakarsanız neden bahsettiğimi anlayacaksınız.

Yarın yine sırf fotoğraf çekmek için evin karşı sokağından otobüs kalkmasına rağmen, gideceğim yere vapur ile gideceğim. Bakalım vapurda neler gözüme çarpacak. Tatilim nasıl geçecek. Mümkün olduğunca (3g oldukça desem daha doğru) blog yazısı yazacağım. Gideceğim yet çok ama çok güzel çünkü. Gidiyorum demişken şunu da ekliyeyim “Dönüşüm Muhteşem Olacak.”

Berna Mutlu Aytekin

1 Yorum

  1. Pingback: Lilakutu nedir? | Blogger's Base | Blogger's Base

Senin yorumlarınla bu yazı daha güzel olacak