Rush – Zafere Hücüm

Çocukluğumdan beri otomobillere meraklıyım. Babamın galerisinin olması,  ondan önce de araba tamir atölyesinin olması,  hemen hemen her gün farklı otomobiller ile eve gelmesi, onları test etmek, “motorunu açmak” için uzun yolculuklara çıkmak nedeniyle sanırım benzin kokusu, motor sesi bana hep güzel anılarımı hatırlatıyor.

Evlendikten sonra ise eşimin otomobiller ile ilgili bir iş yapması Formula 1’i daha da çok sevmeme yol açtı. İnsanların kulaklarını tıkadığı, bu ne gürültü yahu dediği o start alma sahnesi yok mu, ben de yarışa o pilotlar kadar hazır oluyorum o anda.

Rush 20 Eylül’de vizyona girmeden önce seyrettiğim fragmanlarda çok çok çok iyi bir film beklediğimi biliyordum. Ama yine de son yaşadığım fragman kazalarından sonra bir acaba da aklımda kalmadı değil hani. Yanıltıcı fragmanalara örnek After Earth’i sayabiliriz.

Rush 2 saatten fazla süren bir sinema filmi. 1976 ve öncesindeki 6 seneyi anlatıyor. James Hunt ve ezeli rakibi Niki Lauda’nın hayat hikayesine şahit oluyoruz. 1976 senesinde yaşanan korkunç bir kaza öncesinde rekabetin hangi dönemde başladığını ve kişiliklerin yapılan işin socunu nasıl etkilediğini gösteren bir ilk yarı seyrediyoruz. İkinci yarı ise resmen sizi koltuğunuza yapıştıracak şekilde tempolu geçiyor.

Filmin oyuncularından bahsetmek istiyorum:

James Hunt başroldeymiş gibi görünse de aslında film Niki Lauda’nın hayatı üzerine kurulu, Afişlerde ön planda gördüğünüz yakışıklı ise Thor filminden hatırlayacağınız Chris Hemsworth, Niki Laudo rolünde ise Daniel Brühl kamera karşısına geçmiş. Kendisini daha önce The Bourne Ultimatum, Inglourious Basterds filmlerinden hatırlıyor olabilirsiniz. Filmin yönetmeni The Beautiful Mind ile kalbime yerleşen Ron Howard üstleniyor. Yine tanıdık bir yüz ise filmin başlarında size göz kırpıp kaçacak. Hemşire Gemma rolünde Game Of Thrones’un Margaery Tyrell’ı Natalie Dormer yer alıyor. Filmin müziklerinde ise Hans Zimmer’ın imzası var. Film bittikten sonra yerimizden kalkamamamızın baş sorumlusu kendisidir. Yine enfes bir çalışmaya imza atmış.

Şuradan da dinleyebilirsiniz.

Filmde oyunculuk gerçekten beklentileri karşılayacak şekilde çok iyiydi. Gerçek hayattan alınan bir hikaye için oyuncuların Niki Lauda ve James Hunt’a  bu denli benzetilmesi  çok başarılıydı. Makyaj’da aynı şekilde kusursuzdu.

niki lauda james hunt

Yapılan çekimler sayesinde Formula 1 seyretmiş gibi oldum.

james hunt niki lauda

Film aslında belgesel bir anlatım içeriyor olması dolayısıyla o dönemdeki yarışlara dair çok değerli istatistiklerde paylaşıyor. Açıkçası bu kadar az güvenlik şartlarının olduğunu bilmiyordum. Şu an pilotlar çok çok daha güvenli şartlarda yarışıyorlar. Gerçi Formula 1severler son kısıtlamalardan sonra yarışın artık tat vermediğini söyleseler de (ben de bunlardan biriyim) can güvenliği için gerekli ise yapacak bir şey yok. Ölüme bu kadar yakın bir spor olması önlem alınmayacağı anlamına gelmiyor.

Açıkçası 2 saatin nasıl geçtiğini hiç anlamadım. Ve gözümü bir an bile kırpmadım. Temposu, kurgusu, çekim metodu, müzikler ve oyunculuk gerçekten göz alıyor. IMDb puanı ise 8,4. Umarım güzel ödüller ile taçlanan bir film olur. Formula 1 seyreden, hızı, adrenalini seven herkes bu film ile tanışmalı…

 

Not: Sinema yazılarımı Cinemaximum’da seyrettiğimiz filmlerde çektiğimiz eziyetlerden de bahsederek bitiriyorum uzun zamandır. Hatta bu yazıları  Cinemaximum rezilliği etiketi altında takip edebilirsiniz. Kendileri son Jobs filmi maceramızdan sonra özür dileyerek bana sinema bileti hediye ettiler. Biletleri bu sefer farklı bir sinema salonuna giderek kullanalım dedim. Cevahir AVM’yi tercih ettim. Belki de sorun Kanyon Cinemaximum’dadır. Cevahir’de işler daha iyi ilerliyordur. Sinemanın başlamasından 5 dakika önce salona girdik. 5 dakika içinde toplam olarak 10-15 kişi filmi seyretmek için hazırdık. 21:45’te başlaması gereken film 5 dakika geçti 10 dakika geçti hala başlamadı. Acaba VIP bir konuk mu gelecek de bizi ondan bekletiyorlar dedik. Ama gelen giden yok. İnsanların ellerindeki mısırlar bitmeye başladı halen film başlamadı. Ses çıkartıyoruz ama bizi duyan yok. Bir izleyici dışarı çıktı ve film başlamadı dedi. Dışarıdaki yetkili aşağıya bir ileteyim diye cevap vermiş. İlettiler vs. nihayet beyazperdede bir hareketlenme oldu. Aaa o da ne reklam kuşağı başlamış. Saat 22:15’di halen reklam seyrediyorduk. Film yarım saat olduğunda halen başlamamıştı. Madem geç başlatıyorsunuz bari reklam koymayın. Bu sinema maceramızda da bu tür bir aksilik yaşandı. Artık alıştık. Tekel olmak demek işini iyi yapmamak için büyük bir dayanakmış. Sevgili Cinemaximum bize hizmet ver çünkü karşılığını fazlasıyla alıyorsun.

Berna Mutlu Aytekin

Senin yorumlarınla bu yazı daha güzel olacak