Prince of Persia

prince-of-pers

Evde bir bilgisayarımız yoktu. O zamanlar mahallede kimsede yoktu ya ama olsun, olsundu bizim de. Misafirlikte gittiğimiz bir yerde görmüştüm. İçinde çok güzel araba oyunları vardı. 2 ve 4 tuşlarına basıp küçük parmaklarımı arabaları yönlendirmek, oynatmak…Oynarken sağa sola doğru kafayı çevirmek sanki arabanın içindeymişim gibi. Güzeldi, alsak ne güzel oynardık. Ama bu bilgisayarı eve ” Ne güzel araba oyunu oynarız  baba ” diyerek aldırmak zordu. Bir kulp bulmam lazımdı.

Bir gün ” Baba muhasebe programı varmış bunlarda. Toplama, çıkarma yapıyormuş. Sen al, ben senin muhasebeyi tutacağım bilgisayarda ” dedim. Gözümde gözlükler çok bilgiç bir tavırlaydım. Ha sorsan muhasebe ne bilmiyorum. Bir daha ki sene göstereceklermiş bize okulda. Ama olsun babam alsın zaten her şeyi bilgisayar yapıyor. Ne ki…

Eve bir gece ansızın beyaz kocaman kasalı kocaman ekranlı bir bilgisayar geldi. Buzdolapçının çırağı çağrıldı. O anlarmış bu işlerden. Biz ekranı siyah halinden normale çevirememiştik. Geldi 3 düğmeye bastı ellerini klavyenin üstünde böyle bir garip şekillere soktu. (ctrl + alt +del yaptı) 10-12 yaşlarında falanım. Nasıl izliyorum ama aklım gidiyor Vay canına falan diyorum nasıl bastı o tuşlara ki…

O buzdolapçının çırağı astronot gibi bir şey benim gözümde. Bu yetenek varken Ay’a da çıkabilir pek tabi.  Sonra Windows 3.1 kurmaya kalktı. “Bunun hafızası yetmiyor” dedi.” Ne yapmak lazım? ” dedi, babam. ” Buna bir şey yapılmaz ancak oyun falan yükleriz ” dedi. Körün istediği bir göz Allah verdi iki göz. Annemin çocuklar ders çalışmayacak şimdi diye söylenmeleri benim yalvarmalarım… Nihayet 3 oyunla canavar bir bilgisayarım var. Biri Prens’li bir oyun öbürkü satranç oyunu bir diğeri de NBA basketbol oyunu. Basketbol ve satranç değil de Prensli oyun tam benlik. Gizli düğmeler falan var. Müziği de güzel. Bir de nasıl oynanacağını bilsem. Deneye deneye öğrenmek için zaman harcamak lazım. Annemden fırça da yiyoruz o zaman. 3. tura kadar çıktığımı hatırlıyorum. Sonrasında hatıralar flu…

O dönemde satranç oyununa biraz zaman ayırsaydım gerçek hayatta güzel hamleler yapmakta daha başarılı olurdum muhtemelen. Neyse durumuz fena sayılmaz.

Seneler geçti. Evlendim. Bir gün bir filmi seyretmek için arşive aldık. Bir türlü vakit bulup seyredemedik. Dün bir fırsat bulup da  cipsleri meyveleri hazırlayıp, evi de sinema ortamına çevirince nihayet seyredebildik.

Film başından beri tanıdık geldi. Ben de anılar geç canlanınca tüm filmi seyredip nereden hatırlıyorum ben bu sahneleri deyip durdum. Benim çocukluk hatıralarımın tam göbeğinde ki Pers Prensi sinema filmi olmuş canlanmış kanlanmış o duvardan bu duvara atlayıp duruyor. Film ile izlenim falan yok sevgili okuyucular. Ben konsantre olup seyredemedim. Nereden hatırlıyorum nereden diye düşünmekten filmi anlayamadım da. Ama bilenler bilirler. Bizim prens işte atlayıp duruyor kötü adamlarla savaşıyor. Ne için? Bir kıymetli kılıç için. Ha içinde kum varmış onunla zaman tersine dönüyormuş falan orası hikaye….

Berna Mutlu Aytekin

Senin yorumlarınla bu yazı daha güzel olacak