Pazar’ı pazartesiye bağlayan gece.

Elimde büyüdü desem yeridir. Büyüdü yalan değil. Aramızda 5 yaş var. Annem  “Berna sen kardeşin ile ilgilenmek zorundasın. Ben de baban ile ilgilenmek zorundayım” dediği günden beridir benim çocuğum sayılır O.

Her şeyi ile ben ilgilenirim. Dersleri, veli toplantıları, yeni giysiler satın alması,  okulda kuru fasülyeyi beğenmeyip de eve aç geldiğinde  yediği yemekten, üşütmesin hastalanmasın diye terliyken sırtına koyduğum havlulara kadar hep benim sorumluluk alanımda. Alanımdaydı…

Şimdi kocaman adam oldu. Gözümün önünde kocaman bir adama dönüştü. İlgiyle hayata bakışını, oturuşunu kalkışını, değişen alışkanlıklarını, beğenilerini, düşüncelerini, fanatik bir Galatasaray taraftarına dönüşünü izliyorum. İlgiyle izliyorum izlerken de gurur duyuyorum içten içe. Galatasaraylı olmasam bile:) Okumayı söktüğü günü hatırlıyorum. İsim-şehir oynamayı yeni öğrenmişken evde bir kardeşin olması fakat onun da okumayı yazmayı bilmemesi canımı sıkmıştı. Elime almama izin verilmeyen makas ile gizlice kocaman harfler yapıp kağıttan önüne koyardım. “Artık kocaman adam oldun arabalar yerine bunlar ile oynayacaksın” diye diktatör bir ifade ile okuma yazma öğretişim…  Ona dallı güllü sayfaları olan bir günlük alışım aklıma geliyor. Okuması güzel de yazısı da gelişsin diye “Buraya da her gün neler yaptığını yazacaksın.” demiştim geçmişe baktım da şimdi çok acımasızmışım. Yazısı hala çok kötü çünkü. Günlükleri ise hiç sevmedi.

Babamın iyileşemeyip erken yaşta vefatından sonra onun sınava giren 20.000 kişinin içinde 40. sırayı alarak “Darüşşafakalı” olması. Yatılı okul. Hafta içi ayrılıkları, evdeki ranzanın üst katının boş kalması. Sonra benim meslek lisesinde verilen eğitimi tamamlamak istemeyip, şimdilerde çokça tartışılan taban puan engeline takılmam. Zar zor şehir dışında üniversiteyi kazanmam. Bu sefer hem hafta içi hem hafta sonu ayrılıkları. Bol bol şehirler arası telefon görüşmeleri. Yüzme yarışmasında dereceye girmiş, hentbol da lisans almış, satranç oynuyormuş herkesi yeniyormuş. Telefonla öğrenilen onun hayatına dair haberler… Uzaktan sevinmeler.

Üniversite bitip İstanbul’a döndüğümde bu sefer de onun üniversiteyi İzmir’de okuma durumu. Hazırlıktı, alttan dersti, dönem uzatması derken 5 sene de öyle uzaklık. O mezun olup geldi derken, benim evlenmem. Arada hep telefonlar ile sık sık görüşmeler. İlgiyle izleme durumunun ilgiyle dinleme durumuna geçmesi…

Şimdi bir ayrılık daha girdi aramıza pazar’ı pazartesi’ye bağlayan gece. Kocaman adam olmuş dediğim kardeşim asker de oldu. Gitmeden evde Galatasaray- Diyarbakır maçını da seyrettik. Güldü haline. “Şansa bak fikstüre bak” dedik. Galatasaray yenince keyfimiz yerine de geldi. Onur Air’den aldığımız uçak bileti ile sabahın erken saatinde yollara düştük. El salladım. Gülümsedi. Aklımda o gülümsemesi kalmıştı ama kaç gecedir güzel bir uyku yoktu.

Bugün ilk defa görüştüm gittiğinden beri. İçim bir tuhaf oldu. 6 ay çabuk geçer diyorlar. Geçer, geçmez mi? Hep geçiyor zaten, ama ayrı ayrı geçiyor. Hem Diyarbakır’da hayat nasıl geçer? Hele asker isen. Evdeyim bilgisayar başında, kulağım da telefondan gelecek seste güzel haberlerini bekliyorum. Televizyon ile işi olmayan Berna, sürekli haberleri seyrediyor. “Güzel şeyler düşeyim güzel şeyler olsun” diyorum güzel şeyler denince de hep aklıma onun 5 benim 10 yaşımdaki hallerimiz geliyor. Kuvvetli bir rüzgar esse takvimin sayfaları birden havalansa zaman daha çabuk geçse…

Berna Mutlu Aytekin

3 Yorum

  1. oksan   •  

    zaman çok çabuk geçecek hiç merak etme.
    bir daha hiç ayrılmamanızı dilerim.
    güzel şeyler düşün, güzel şeyler olsun hep.

  2. CAN FUTACI   •  

    BOYLE YUREKTEN SEVGIYI ALLAH DA KUTSAR VE DOYASIYA UZUN SOLUKLU KILAR UMARIM . . .

  3. berna   •     Yazar

    Amin. Teşekkürler dualarınız için.

Senin yorumlarınla bu yazı daha güzel olacak