Oğlumu karşılarken

Günler günleri kovaladı ve ben nihayet bloga bir göz atma şansına eriştim. Oğlum doğmadan önce son yazılarımı yayınladığım gündne bu yana 1 ay geçti. Bugün Ali 1 aylık oldu. Bakmalara doyamadığımdan ve de anneliğe alışma serüveninden bu yana bir ay nasıl geçti. Ben nasıl anne oldum hala kendimi sorgulayıp duruyorum. Rüya gibi de biraz… En son blog yazımı paylaşıp doğuma gittim. O kısmını biliyorsunuz. Her işim maceralı olduğu gibi doğum da maceralı oldu. Ali benim tansiyonum yükselmeye başladığı ve bu ikimize tehlike arz ettiği için doktorumun isteği ile normal tarihinden 15 gün evvel dünyaya geldi. Tansiyonum bildim bileli düşüktür. “Neden yükseliyor ki?” diye doktoruma sordum. Kendisi ” Çok takılma hamilelikte olur böyle şeyler” dedi. Peki tabii o daha iyi bilecek. Gün geldi çattı ameliyat günü hazırlıkları sorunsuz ilerledi. Ailemle vedalaştım ameliyathaneye doğru yola çıktım. Daha önce hiç ameliyat olmadım. Ama ameliyathanede fotoğraf çekimi yaptığım için süreci az çok biliyorum. Ameliyat 45 dakika sürüyor, ilk 10 dakika içinde ameliyattan bebiş çıkıyor, annenin çıkması  30 – 35 dakika daha sürüyor. Benim de öyle olacak diye umarak ameliyata girdim. Macera neresinde derseniz, yükseliyor denecek ameliyata hazırlanırken tansiyon düşmeye başladı. Ben hemşirelere seslendim. “Bana bir şeyler oluyor bilginiz olsun” dedim. Onlarsa kendilerinden emindi. “Göstergeler normal, lütfen siz stres yapmayın” dedi tatlı bir hanım. Bense “Stres yapmıyorum ama şimdi de nefes alamıyorum” dedim. Başladım abuk subuk sesler çıkarmaya. İnsan öyle durumda hiç bir şey düşünemiyormuş. Hani film şeridi görmek, benden sonra ne olacak, geride kalanlar ne yapacak falan diye düşünmek var diyorlar ya işte o yalan. 5 saniye nefessiz kaldım. Sonrası aynı House dizisinden çıkma sahneler. 50 mg şundan verin, 100 mg bundan verin diyen panik yapmış insanların sesleri. Ben gerisini hatırlamıyorum. Asansörün kapısında ailem beni bekliyordu. Yukarıda da bebeğim beni bekliyordu. Gözlerime bir şeyler sürmüşler her yer buğu buğu görünüyordu. Bu sefer de asansör bozulmuş. Kapısında bekliyorum. Bir 2o dakika da öyle bekledim. Bana söylenen bir sürü şey. Sevinçli sesler. Ama ben konuşamıyorum. Konuşacak halim yok. Boğazım acıyor. Nihayet asansör tamir oldu. Ben yukarı çıktım. Çıkar çıkmaz o halde de bebeğimi bana gösterdiler. Bebeğimi buğular içinde gördüm. Ali aynı oyuncak bebek gibiydi. Eşime ilk sözlerim bu oldu. “Aynı oyuncak bebek gibi değil mi Hasan?”

ali doğduKucağımda bana muhtaç ağlayan bir bebek. Karnı aç. Beni koklayıp duruyor. Karnını nasıl doyuracağını bile bilmiyor. Gözleri şiş. Hep uyuyor. Ağlamaya mecali yok. Bu dünyaya geldiği için şaşkın. Porselen bir fincanı tutuyor gibi çekiniyorum kucağıma alırken. Benim mi bu bebek, az önce karnımda mıydı, dokuz aydır karnımdaki o muydu, hani müzikler dinlettiğim, konuştuğum, elma yiyince tekmeler atan, keman sesine bayılan, patates seven, çikolata sevmeyen oğlum şimdi karşımda mıydı? Kime benziyordu, bana mi eşime mi, kime ne kadar benziyordu, hani elleri, ayakları açıp göstersinler ya acaba nasıldı? Aylardır merak ettiğim bebeğim mi gelmişti?

Şükürler olsun. Şimdi 1 aylık oldu oğlum. Hoş geldi, hayatımıza sefalar getirdi.

Berna Mutlu Aytekin

1 Yorum

  1. ramazan cekic   •  

    Bebegine ve size nice mutlu saglikli zamanlar dilerim .

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir