Ne güzel ötekileştik


“Ne olursa olsun bugün kuaföre gitmeliyim. Bu hafta kesin gitmeliyim deyişimin üzerinden 3 hafta geçti. O zaman bu hafta kesin gitmeliyim artık.”

Aklımda düşünceler yoldayım. İlk hedef kuaför.
Zaten dün gece hiç uyumadım. Nedenleri çok. Yoğun bir hafta geçirmiştim. Toplantının en sonlarına doğru müşterimize cep telefonumla bu kadar çok ilgilenmemin nedenlerini anlatıyordum ki o kötü haberi gördüm. Elim ayağıma karıştı hepten allak bullak oldum. Müşterimizden müsaade isteyip toparlandık. Eve doğru yola çıktım. Aklım karışık, gözlerim dolu. “Hayat boş, boş, boş…” diye sayıklaya sayıklaya eve geldim.
Dedim ya bu hafta yoğundu. Eve gece 11’de geldiğim zamanlar bile oldu. Bir de akut faranjit. Alerji ilaçları, antibiyotikler, ateş düşürücüler, uçuklar, yollar, projeler oldukça dağınık haldeyim. Toplantılar güzel de bir de üstüne hastalık geldi mi görüntüm pek fena. Geçen hafta aslında en azından 1 aylık mutluluk stoklamıştım. Stoktaki mutluluklarımı harcardım geçer giderdi üzüntüler.

Bugünkü kuaför maceram benim beklemediğim ışık hızıyla son buldu. Normal şartlarda çokça kalabalık olduğundan neredeyse 3 saat kuaförde geçiyor. Erkenden işim bitince kargonun beni bulamadığı için geri götürdüğü gönderimi almak için aksi istikamette yola çıktım. Yağmur başlamış. Fönlü saçlar harap olacak. Boynumda kırmızı şalım var, yanımda şemsiyem yok. Hemen çabucak şalı boynumdan alıp saçlarımı kapattım. Kırmızı deri çantam, siyah kısa deri ceketim, siyah spor ayakkabılarım, mavi kot pantolonum, kırmızı rujumla oldukça kokoş bir haldeyim. Hızlı yürümeye mani olan kramplarda iki bacağıma yerleştikten sonra kaplumbağa hızında kargoya doğru ilerliyorum.

Önce yaya geçidinde yanımdan iki türbanlı liseli kız geçiyor. (Gençler muhtemelen liseye gidecek yaştalar) “Bunlar böyle kapanıyor işte, sonra bize laf ediyorlar!” deyip koşar adım yanımdan geçiyorlar. Laf söylüyorsun bari kaçma zaten yürüyecek halim yok. İlk takıldığım noktanın bu olması benim de asabımı bozdu, yalan değil. Ardından arabalar yol veriyor ve yolun karşı şeridine geçiyorum. Yine yavaş yavaş yürürken bu sefer de orta yaşlı bir adamın gözü üzerimde. Karşıdan geliyor birazdan yanımdan geçecek. Neyse ses etmiyor. Ben de psikopatça davrandığımı sakinleşmem gerektiğini söylüyorum kendime. Kargoyu alıyor, kargo ofisinden çıkıyorum. Yağmur durmuş. Başımı açıyorum kapının önünde bu sefer yine atıştıran yağmuru farkediyor, el çabukluğu ile yine kapatıyorum başımı. Yine yavaş yavaş yürüyorum. Karşıdan gelen orta yaşlı hanım kendinden beklenmeyecek laflar ile nefret kusuyor bana. “Başını kapatmış amaa” dediğinde tüm sinirimi ondan çıkartıyorum. “Şalımı başına takmak, yağmurdan korunmak nasıl öteki yaptı beni? Fütursuzca sataşmak nasıl medeni yaptı seni? Sen şapka takmışsın ben ise şal, senin elinde pembe ojeler var benim dudağımda kırmızı ruj, nesi ayıp, nesi günah? Allah mısın beni yargılıyorsun, bu kadar rahat laf söyleyebilme cesaretini sana veren nedir?”

O kadar çok konuştum ki, öksürük krizine girdim. Artık nasıl sinirlendiysem. O hanım yanımdan uzaklaştı gitti, bir şey dediyse de duyamadım, senin benden benim senden farkım yok demeye çalışırken.

Hayatın çeşitli dönemlerinde çok sık rastlamayacağım görüşe sahip insanlarla tanıştım. Bu kadar fütursuzca karşı görüşe laf edenini görmedim. Ayrıca hiç bir dönemde bu kadar ötekileştiğimizi görmedim. Çeşit çeşidiz. Kapalılar, açıklar. Kapalı olup uygunsuz kapalılar. Kapalı olup uygun kapalı olup (neye göre, kime göre uygun mahallesine göre değişir) fakat içten içe namussuz olan kapalılar (namus kavramı da kişiden kişiye göre değişir ya neyse)

Tek amacım yağmurda ıslanmamaktı. Yaftalanmak bedava.

Berna Mutlu Aytekin

Senin yorumlarınla bu yazı daha güzel olacak