Hızla geçti günlerim

Gezdim, yüzdüm, bol bol oksijen aldım, yeni insanlar tanıdım, yol üzerindeki köylüler ile çay içtim, yeni lezzetler keşfettim, çok eğlendim, bolca fotoğraf çektim ve geldim. 10 günlük güzel bir rota belirlemiştik. Harfi harfine uyduk. Ege, Karadeniz, İç Anadolu, Akdeniz gezdik durduk. Toplamda 3700 kilometre yol yapmışız. Yanıma bilgisayar alsam da pek bakmaya vakit bulamadım. O yüzden yazamadım.

Döndüğümde ilk iş olarak fotoğraf makinesi ile neler çekmişim diye baktım. Yanıma aldığım küçük notebook’umdan da bakmıştım ama pek anlayamamıştım fotoğrafların ne alemde olduğunu. Evdeki 23″ monitörden bakınca o kocaman toz zerreciklerini gördüm. Az biraz keyfim kaçtı. O sahil senin, bu kumsal benim derken  kimi toz parçaları ya da kumlar her neyse artık, makinenin içine doluşmuş. Keyif kaçtı bir kere. Tek tek photoshop ile toz partiküllerini temizlemeye çalışıyorum. Bu vesile ile LG‘nin test etmemiz için gönderdiği monitöre duacı olduğumu da belirteyim. Küçük notebook’da düzenlediğim fotoğraflarda renkler bir saçmalamıştı, insanı yanlış yönlendiriyordu. Ayrıntıları görmek için büyütüp bakmak gerekiyordu, bu sefer de ana temayı kaçırma olasılığı vardı. LG monitörü bilgisayarıma bağladığımdan beri eskisini pek tercih etmiyorum.

LG’nin gönderdiği monitör ile ilgili yazımı bir sonraya bırakıyor ve size gezip gördüklerimden kısa bir özet geçmek istiyorum.

Cumartesi 2 bavul ile 6. kattaki evimizden yol boyunca  süremeyiş izlenimlerimi paylaşacağım Renault Megane EDC ‘nin içine yerleştik. Araçta bizi bir navigasyon cihazı karşıladı. Dolayısı ile ben haritayı çantamdan hiç çıkartmadım. Navigasyon cihazına verilen isim “Özgür”. İçinde iki tane ses seçeneği var. Özgür erkek olanı. “Sağa dön, sola dön” diyerek bizi pek güzel gideceğimiz yerlere ulaştırdı. Ah o Bodrum yolunda köylere sokup da çıkmaz köy yollarına sokmasaydı iyiydi. O kısımda Google Maps yardımımıza yetişti. Bunun gibi 3 tane çıldırtacak hata yapmasına rağmen toplamda gayet keyifli bir rehber olduğunu söyleyebilirim. İkinci rehberimiz ise herkesin “Bu Foursquare de neymiş, bana ne senin nereye gittiğinden, ne yediğinden?” dediği uygulama. Bu uygulamayı uzun süredir kullanıyorum. Gittiğim, kaldığım yerler ile de mutlaka yorum bırakıyorum. İzmir’e gittiğimizde “Etrafta çay içecek neresi var?” araştırmasında bana o kadar çok sonuç çıkardı ki hemen hemen tüm tip’leri (mekanlar hakkındaki görüşler) okuyup ona göre hareket ettim diyebilirim. Bodrum, Alaçatı, ve Çeşme‘de de bizi çok güzel yönlendirdi.  Ama bir Özgür değil 🙂 orası ayrı mesele.

Yola çıkınca önce Yalova‘ya anneannemlerin yanına gittik. Ardından Yalova’dan yola çıkıp akşam İzmir‘e ulaştık. Arada Ula‘ya uğradık orası da pek sevdiğim bir yer oldu. İzmir’e varınca bir otelde kaldık, sızdık da diyebilirim. Ertesi gün İzmir, Alaçatı, Dalyan, Urla, Çeşme‘yi gezdik. Alaçatı’dan ziyade Çeşme’ye bayıldım diyebilirim. Alaçatı sadece bir miktar rüzgarlı 🙂 Ilıca plajını çok sevdim. Bundan sonra her tatilde oraya kaçabilirim. Gezdiğim hiç bir yere, yüzdüğüm hiç bir denize de benzemiyordu. Geceyi Çeşme’de geçirip ertesi gün Muğla‘ya doğru yola çıktık. Manisa, Köyceğiz, ardından Muğla’ya vardık. Oradan kaplumbağacıkları ile ünlü Dalyan‘a uğrayıp İztuzu plajında biraz oyalandık. Ardından Bodrum‘a ve Gümbet‘e geçtik. Diğer plajlardan sonra deniz hiç de temiz gelmedi. Gece ise Milas‘a geçtik. Geceyi Milas’ta geçirip ertesi gün Fethiye, Göcek, üzerinden çokça dağların arasından gezip gece nihayet Antalya‘ya vardık. Yollar o kadar bozuktu ki. Bozuk ve ışıksız. Bir de Antalya’nın sıcağı üzerime Fin hamamındaymışım gibi çökünce ertesi gün zaten daha önce gezdiğimiz gördüğümüz bir şehir olan Antalya’da hiç oyalanmadık. Kahvaltı’dan sonra hemen kendimizi Kurşunlu Şelalesine attık. Çok değil ama 10 derece kadar düşük bir sıcaklık vardı. Şelale içerisindeki çeşmelerde kaç kere yüzümü yıkadım hatırlamıyorum. O zamanlarda insan otomobil içindeki klimadan ayrılmak istemiyor. Şelale dönüşünde akşam saatlerinde belki biraz daha soğuk hava olur diye düşünerek kendimizi Konyaaltı plajına attık. Deniz ben gelene kadar temizdi. Suya girmeye karar verince teknelerin pislikleri ile doldu taştı. Girip çıkmam bir oldu anlayacağınız. Antalya maceramız sıcak ve bunaltıcı hava sayesinde kısa sürdü Afyon’a doğru yola çıktık. Yolculuğun serin olan kısımları buralardı. Dağların arasından Afyon‘a varmak, geçerken Isparta‘ya uğramak, bol oksijenli, bol manzaralı dağ yolları arasında dolaşmak bir de yollarda ki satıcılar ile sohbetler çok keyifliydi. Gece Afyon’dan geçtik. Sabah erken saatlerde Ankara’daydık. Ankara’ya daha önce gelip gezdiğimiz için çok vakit kaybetmek istemedik. Ayaş üzerinden Nallıhan‘a doğru geçtik. Kuş cennetinin içinden ve oradan da Abant Gölü’ne doğru yönümüzü belirledik. Abant gölü’nü ilk defa gördüm. Çok fazla sıcak değildi ama çok kalabalıktı. Tur otobüsleri ile gidecek kadar ilginç bir yer gelmedi bana. Oradan üniversiteyi okuduğum Zonguldak‘a geçtik. Zonguldak’tan ufak bir turdan sonra Bartın‘a doğru yol aldık. Bartın’a gidince hep İnkumu ve Amasra‘ya giderdik. Bu sefer Kastamonu‘na doğru gittik. Cide üzerinde henüz turların keşfetmediği bir koy bulduk. Gideros Koyu‘nda biraz vakit geçirdikten sonra tekrar Bartın ve ardından da Yalova üzerinden İstanbul‘a dönüş yoluna düştük.

Eve geldiğimde bu ikinci gün hala dinlendiğimi hissedemiyorum. Ama değerdi. Çok eğlenceli vakit geçirdik. Henüz gençken bu kadar deli tatiller yapabilmek güzel.

Şimdi bölge bölge gezdiklerimi ve süremeyiş izlenimlerimi yazacağım postlar hazırlayacağım. Asıl amaç o güzellikleri hatırlamak ve hiç unutmamak. Benim günlerim nasıl geçmiş diyerek merak ederseniz gelecek günlerde buraya göz atmayı unutmayın.

 

Berna Mutlu Aytekin

1 Yorum

  1. Pingback: Ege’den sevgiler ile | Blogger's Base | Blogger's Base

Senin yorumlarınla bu yazı daha güzel olacak