Masal hayat, hayat masal

Bir varmış, bir yokmuş, insanların hep telaşının olduğu, babaların çocuklarının uyku saatine yetişemediği, annelerin süt izinlerini bile kullanamadıkları, tüm bu fedakarlıklara rağmen hiç bir zaman işlerin yetişmediği bir dünya varmış. Berna ise bu dünyada yaşayan, üniversiteden mezun olduktan sonra toplum tarafından saygın bulunan bankacılık mesleğini seçtiği için her gün işine koşa koşa giden bir genç iş kadınıymış. Birilerinin hayatını kolaylaştırmak için bazen bazı fedakarlıklar yapılması gerektiğine inanırmış. Çünkü mutluluk dediğin şey böyle bir şey olmalıymış. Ama hepsinden önemlisi toplumun ne dediği çok önemliymiş. Geceleri görülen kötü rüyalar hiç önemli değilmiş, ihmal edilen aile, yaşanamayan hayatlar çok da gözde büyütülecek şeyler değilmiş.

Bankacı Berna

Bir gün ne yaparsa yapsın başkalarını mutlu etse bile kendini hiç mutlu edemediğini fark etmiş. Üniversitede bitirdiği İşletme bölümünden mezun olan kişilerin mutlaka yapması gereken meslek olan bankacılık galiba pek ona göre değilmiş. İş yerinde geride kalacak olanları mutsuz etmemek için 1 ay sabretmiş. Kendi yerine konabilecek niteliklere sahip bir arkadaşına işin tüm detaylarını öğretmiş, sonra çıkmış müdürün odasına.

Müdür: “İşler neden yetişmiyor Berna? Daha da yetişmezse sana ceza vereceğim” demiş. Berna da “Belki ben gidersem işleri yetiştirmek zorunda kalmam, siz de bana ceza veremezsiniz o zaman” demiş. Vermiş A4 kağıdında istifayı, gitmiş insan kaynakları bölümünün kapısına. İnsan Kaynakları terkedilişlere alışkın “Biz seni kaybetmek istemiyoruz, bir daha düşün” demiş. Demiş demesine de Berna zaten çoktan kaybolmuş olduğu yerde.

O gün mutlu olarak ayrılmış iş yerinden. Ertesi gün işe gitmemiş sinemaya, yürüyüş yapmaya, kütüphaneye gitmiş. Arkadaşlarıyla buluşmuş. Her gün birisi ile. Ertesi gün yine, ertesi gün yine… Ardından da dünya çok daha başka bir yer haline dönmüş. Ne kadar çok şey varmış kaçırılmış. Hızlıca koşarsa yakalarmış. Koşmuş koşmuş yorulmamış. Yakaladıkça sevinmiş.

Bir gün en sevdiği konu hakkında kitapçıda kitapları karıştırırken “Mutlu musun?” diye sormuş kendine kendine. Mutlu değilim ama en azından huzurluyum. Hem istersem mutlu da olurum. Zor değil. Biraz eğlenebilsem yeter. Eğlenmediğin bir hayatın ne anlamı var?

O da sonunda eğleneceği bir iş bulmuş, daha çok çalışmış, daha çok öğrenmiş, daha çok yazmış, daha çok anlatmış. Eğlendikçe mutlu olmuş, mutlu oldukça eğlenmiş.

Hayat, ben eğlendiğim sürece var demiş. Bu yeni hayatı pek sevmiş.

Gökten üç elma düşmüş, biri hep destek olan ailesinin başına, biri “Oh en iyisini sen yaptın vallahi” diyen müdürün başına, biri de senin başına sevgili okuyucu…

 

PS: Bu yazı Blog Fırtınası yazı dizisinin ilk yazısı. Konu hakkında detay almak istersen şuraya tık tık

Berna Mutlu Aytekin

2 yorum

  1. Sosyal Yazar   •  

    mutluluğunuz ve huzurunuz daim olsun 🙂 hiç bir şeyi kaçırmamak dileğiyle…

  2. Bernam   •     Yazar

    amin teşekkürler 🙂

Senin yorumlarınla bu yazı daha güzel olacak