Lüleburgaz yollarına VW Polo Dizel Blue Motion ile bir yolculuk

Bu hafta sonu hem yine otomobil test etmek, hem de çok sevdiğimiz arkadaşımızı görmek için Lüleburgaz yollarındaydık. Sabah erken saatlerde yola çıktık İstanbul bizi deli gibi bir yağmur ile uğurladı. Yol yeni yapılmış, çukursuz, taşsız, tek şeritsiz yani cillop gibi olmasına rağmen yanımızdan geçen kamyonlar, tırlar  arabayı baştan aşağı ıslatmaya yetti. Yağmurda seyahat etmek güzel, fakat yol sadece sana ait olursa. Takdir edersiniz ki öyle bir dünya yok 🙁

Gidişimiz yeni bir şehir görmek ve güzel anılar oluşturmak adına olunca neşeli neşeli yol aldık. Sosyal medya ve benim fotoğraf aşkım vesilesi ile tanıştığımız Oligomer bizi Lüleburgaz’da karşıladı. Güzel evlerinde güzel ailesi ile tanıştırdı. Bahçeden babasının elleriyle ürettiği sebzelerden ve annesinin yaptığı mis gibi poğaçalardan oluşan bir kahvaltı yaptık. Günün o saatlerinde rejimin bozulacağını anladım ben. O yüzden kendimi kaybetmeye kahvaltıda başladım.

Sobanın üstünde demlenen güzel çay ve tatlı sohbet ile uzun bir süre keyif yaptık. Sonra test aracımız olan VW Polo Dizel Blue Motion ‘ı fotoğraf çekimine hazırladık. Yıllar sonra ilk defa tren istasyonu gören masum Berna, kendini raylara doğru attı. Kendimi elimde fotoğraf makinesi ile raylara atmam sonucu o güzelim taşlar bacağımı fevkalade parçalamış. O soğuk ve sevinç ile acısını anlayamamışım. Hala canım acıyor. ‘Kızım Berna, zaten 100 kilo olmuşsun. Senin neyine pat diye raylara bırakıyorsun kendini.’

Bir saat kadar istasyonda oyalandım. Fotoğraflama işleri bittikten sonra Polo’yu Tekirdağ yollarına sürdük.

Tekirdağ’a giderken yağmur biraz ıslattı ama olsun o kadar gemiyi gördükten sonra fotoğraf çekmemek olmazdı. Dalgakıran üzerinde biraz gezdik. Ne çok balık vardı. Balıkçı tekneleri balıktan dönmüşler her yer martı doluydu. Hatta balıklar kıyıya kadar gelmiş su üstüne çıkıp atlıyordu. Biraz balık tutanları seyrettik, sahilde yürüdük. Tekirdağ’a gelip köfte yememek olmaz diyerek kendimizi Özcanlar Tekirdağ Köftecisi’nin kapısından içeri soktuk.

Kocaman bir şişe ayran, kocaman bir piyaz ve Tekirdağ köfteleri. Ateş beni çağırdı.  Sanırım dünyayı yedim. Rejim bozulacak demiştim zaten kendime. Ama midenin küçüldüğünü unutmuşum. Eskiden bu kadar yedikten sonra mide spazmı geçirmezdim. Neyse “Patlayacağım, patlamak üzereyim” diye diye Tekirdağ’dan Lüleburgaz’a dönüş yoluna geçtik. Zavallı Tekirdağ. Her yeri kazmışlar. Şehir içinde deli trafik var. Yanlışlıkla Roman mahallesine girdik. Oradaki hayat gerçekten çok ilginç. Rengarenk evler. Hepsi pastel tonlarda. Sarı, yavruağzı, kırmızı, mavi, yeşil… Sıvaları yok ama boyaları var. Yolda deli bir soğuk olmasına rağmen mahalledekiler terlikler ve basma şalvarlarla geziyorlar. Kimse üşüyor görünmüyor. Yollar delik deşik, çukurlarla dolu, yokuşlu, inişli, çıkışlı. Felaket anlayacağınız. Hele yağmurda hepten batmış. Tekidağ’a gideceğimize pişman olduk. Zaten o yağmurda fotoğraf da çekemedim.  Yarım yamalak hatırlıyorum, aklımda böyle yer etti Roman mahallesi.

Lüleburgaz’a dönünce sanki hiç bir şey yememişiz gibi Tiramisu yedik bir de üstüne. Yarısını yememekle oldukça doğru bir karar vermişim. Ama daha doğru bir kararı hepsini yemeyerek de verebilirdim. Başarılı olamadım 🙂 Sıcacık evde sıcacık çay ve sıcacık sohbetin ardından İstanbul yolları bizi bekler. Hava karardı. Acı gerçekle yüzleştim. Yol boyunca hiç ışık yoktu. Çok yağmur yağıyordu. Üstelik araç son model olmasına rağmen inanılmaz rüzgar sesi içeri alıyordu. Bir takım dualar ile kamyonların, tırların arasından serpmeli yağmur suları altında evimize 2 saatte vardık. Otomobil camları kırılır mı diye mi düşünmedim, içeri su alır diye mi düşünmedim. Her türlü aksiliği düşündüm. eve varınca İstanbul’un Lüleburgazdan çok daha ılıman bir iklime sahip olduğunu anladım bir kez daha şükürler olsun. Öylesine kuru soğuk olan bir yerde nasıl bu kadar sıcak kalpli insanlar yaşayabiliyor tam kavrayamadım ama çok güzel vakit geçirdik.  Harika bir hafta sonum ve harika fotoğraflarım oldu. Birazını aşağıda paylaşıyorum. Otomobil ile ilgili detaylı bir süremeyiş izlenimi yazacağım için bu yazıda kendisini çokça anlatmadım. Bir sonraki yazıya artık.

[imagebrowser id=4]

 

Berna Mutlu Aytekin

3 yorum

  1. Pingback: Lüleburgaz yollarına VW Polo Dizel Blue Motion ile bir yolculuk | Blogger's Base | Blogger's Base

  2. oZGe   •  

    Merhabalar,
    Hayatımın ilk 17 yılı Lüleburgaz’da geçti, 15 yıldır İstanbul’da yaşıyorum, İstanbul’a ilk geldiğimiz kış havaya inanamamıştık, ya ne güzelmiş burada hiç soğuk değil havalar diyorduk. Lüleburgaz’ın ayazı hiçbir şeye benzemez gerçekten. Yazınızı okuyunca bir anda o günler geldi aklıma, yazmak istedim.

    Sevgiler

  3. BMA   •     Yazar

    Lüleburgaz’a ilk defa gittik.Orada çok sevdiğimiz bir arkadaşımız ve ailesi yaşıyor yazıda anlattığım gibi. Süremeyiş izlenimleri kısmında yazdığım otomobil testlerini yapmak için yolu çok ideal. Orayı da pek sevdik (gündüz dönmek şartı ile) bol bol gider arkadaşımızı görürüz diyoruz. Yakın İstanbul’a ama ayrı bir iklim. Çarşısını da gezmek lazım. Bir daha ki sefere daha çok yazarım 🙂

Senin yorumlarınla bu yazı daha güzel olacak