Kitaplarım

Kitaplarım. Nasıl yenilerini almak istiyorum. Alışveriş delisiymişim gibi. Zamanında kitap okuma alışkanlığı edindiğim için mutluyum. İlkokulda yazım o kadar kötüydü ve kitap okumayı o kadar çok seviyordum ki. Öğretmenim bana yazımı düzeltirsem kitap hediye edeceğini söyleyince sırf yazım düzelsin diye okuduğum kitapların özetlerini çıkarırdım. Öğretmen 10 tane kitap hediye edeceğini söylediğinde gözlerimin parladığını hatırlıyorum…

Rahmetli babam ben doğduğum sene, bir pazarlamacıdan “kızım büyüyünce okusun” diyerek rengarenk ansiklopediler almış. “Kim Kimdir?, Nerede, Neden, Nasıl?, Bu Nasıl Çalışır?” gibi isimleri olan mavi, sarı, pembe ciltli mis gibi kuşe kağıt kokulu, resimli, oldukça kısa anlatımlı ansiklopediler. Bir çocuğun annesine babasına sorabileceği basit sorulardan oluşuyordu. Yağmur nereden yağar, Denizler nasıl oluşur?, Mimar Sinan Kimdir? gibi. İlk okul bitmeden bunları bitirmiştim. O kadar çok severdim ki kitap okumayı, dayım Rusya’ya giderken o kalın, mis kokulu Meydan Larousse’larını bana bırakmıştı. Bir de Can yayınlarının kitap koleksiyonu vardı ki onda her Taksim’e, dedeme gittiğimizde sakladığı yerden onları bulup okumaya çalışırdım. Gözlerimin bozukluğu derece derece artmıştı o dönemlerde. Hele bana bıraktığı ansiklopediler yok mu? Ben 10 yaşındaydım ve kucağıma alır okurdum ezilirdi bacaklarım o ansiklopedileri tutacağım diye. 20’den fazla cilt, bir de ekleri var. Yatağın yanında dururdu. Annem kaldırırdı. Tek başıma raftan bile indiremezdim.
Lisede Atilla Atalay kitaplarını keşfettim. Aman Allahım nasıl eğlenceli. Karikatür okumuyorum. O dönemde Gırgır’ı Leman’ı takip etmiyorum. Ama bu yazar ne eğlenceli şeyler yazıyor. Lisede derslerden kaytarmak için arkadaşlar ile beraber onun Sıdıka karakterini bir tiyatro oyununa çevirdik aynı dönemde de Televizyonda “Sıdıka” adlı dizisi yayınlanmaya başladı. Tabi dizi oynarken ben Atilla Atalay’ın tüm kitaplarına sahiptim ve her yazısını su gibi ezberlemiştim okumaktan. Dershane’de ise Berrak ile tanıştım. Hayatıma giren bir hayal kahramanı gibiydi Berrak. Bana bir çok şeyi öğretmiştir hayat hakkında.
O dönemde biraz uzaklaştım sanırım kitaplardan aslında en yakınlaşmam gereken zamandı. Üniversiteye hazırlanmam gerekiyordu. Kitap okumak değil de test çözmekmiş üniversiteye hazırlanmak. Ve zevkle okuduğun şeylerden çıkmıyordu ÖSS soruları.
Üniversitede de İktisat kitapları en sevdiklerim oldu. İktisat ve maliye. Sıkılırdım pazarlama üzerine yazılan yazılardan. Pazarlama ve reklamla uğraşmak istesem bile o kitaplardaki şey değildi reklam sektörü. Bunun üniversite de farkındaydım.
Yaz günlerinde şehir kütüphanesinden alınan Orhan Pamuk kitapları ile üniversite de kitapla temasım bu kadarla kaldı. Nihayet mezun olunca biraz delirdim. Alışveriş delisi oldum. Taksim’de yaşayıp her yerde sahaflar olunca. Kendimi kaybetmemek elde değil. İstiklal’de güzel kafeler açılmış ben Zonguldak’tayken. Hem kahve içip, hem kitap okunabiliyor. Kendimi kaybettiğim dönemler. İyi ki kaybetmişim iş hayatında girince kitap okumaya değil nefes almaya vakit bulamadım. 7 sene de 0 kitap.
Issız Adam’da böyle bir replik vardı. Filmin karakteri Ada, bir kitap alıp da okuyamayınca işten ayrılmaya karar vermiş. İnsanın çalışırken kendine hiç bir dakika ayıramadığının ne acı bir örneği değil mi? Benim işten ayrılmamın da makul sebepleri vardı. Bu da onlardan biri zaten. Başka bir firma için yaşamamak. Şimdi şimdi kendimi toparlıyorum. Altı ayda 4-5  kitabı birden okuyorum. Yatak ucumda bir sürü, oturma odamda bir sürü, elimin değdiği her yer de kitaplar olsun istiyorum. Ve yavaş yavaş okumalı ki hiç bitmesin! Ben bugün yeni bir seriye başlıyorum güzel bir kolaj yaptım. 5 sevdiğim kitap karşımda sayfalarının açılmasını bekliyor. Hadi bakalım.

Berna Mutlu Aytekin

Senin yorumlarınla bu yazı daha güzel olacak