Hayvan Çiftliği George Orwell

Can Yayınları’nın logosu ve kapak tasarımları yenilendi. Ben de lise yıllarımdayken çoğu kitabını okuma fırsatı bulduğum o beyaz serinin renk değiştirmesini içim buruk takip ettim. Can Yayınları böyle uygun görmüş ama ben pek beğenmedim. Madem böyle bir değişikliğe gittiler  ben de farklı bir zihin ile bundan 20 yıl önce okuduğum o kitapları tekrar okumak istedim.

hayvan çiftliği can yayınları george orwell

Bugün Trump Cadde’ye uğradım. Orada vakit geçirirken Can Yayınlarından yenilenmiş bir kapak ile tekrar çıkan Hayvan Çiftliği‘ni alıp bir kaç saat içinde okuyuverdim. Romanın çevirisi Celal Üster tarafından yapılmış.Halen okumamış olanlar için bu yazıda size George Orwell’in zamansız romanı Hayvan Çiftliği’nden bahsedeceğim.

Hayvan Çiftliği

Zamansız diyorum çünkü kitap aslında bir Stalin eleştirisi olarak anılıyor. Yazım tarihi 1945. Okuyunca değişen hiç bir şey olmadığını kurulan tüm cümlelerde tekrar tekrar hissediyorsunuz. Bir sistem eleştirisi olsa da bunca yıl geçtikten sonra Fabl’da geçen benzer cümleleri gazetelerden okumak, TV’den dinlemek gerçekten çok acı.

Hayvan Çiftliği’nin konusu

Bu çiftlikte yer alan hayvanlar zorba sahiplerinin elinden özgürlüklerini almak istiyorlar. İnsanları sevmiyorlar. Onların gözünde insanlar, dünyaya geldiklerinde onlara sadece yaşamaları kadar yiyecek verip, ayakta kalan hayvanları ise canları çıkana kadar çalıştıran yaratıklar. Hepsini bu gerçekle yüzleştiren ise bilge bir hayvan olan Koca Reis

Ölmek üzere olan Koca Reis “Şu yaşadığımız hayat nasıl bir hayattır?” sorusu ile onların gözlerini açıyor. Düşünde gördüğü bir marşı onlara söylüyor. Bu marş onlara insansız bir hayatın ulaşılması gereken bir hedef olduğunu ve her hayvanın bu emel için savaşması gerektiğini anlatıyor.

Hayvanlar ayaklanıp da sahiplerini çiftlikten kovunca bu hayale doğru hareket ettiklerini sanıyorlar ama başlarındaki fikir önderi domuzların farklı planları var. Lider olarak kendini konumlandıran domuzlar herkesin eşit olduğu 7 maddeden oluşan bir anayasa yapıyorlar. Gün geçtikçe bu anayasadaki maddeler esniyor esniyor ve ayaklanma bir türlü o başlarda istenilen amaca ulaşamıyor. Açıkçası çekilen çileler hiç bir işe yaramıyor sadece başta oturanlar değişiyor.

Karakterler

Napoleon çiftliğin büyük lideri. Bir domuz. Çiftlikteki tüm hayvanlar ona kulak verir. Denetimi seviyor. Başta konulan kuralların aksine o kendisine sigara ve içki tüketimi izni veriyor, insanların kıyafetlerini giyebiliyor ve onların yatağında yatabiliyor. Onlardan daha fazla elma yeme hakkında sahip. Halbuki başta bu tüm hayvanlar için yasaklanmış bir eylem. Napoleon’a kalırsa o bunların hepsini  diğer hayvanların iyiliği için yapıyor.

Snowball da bir başka domuz. Başlarda Napoleon ile beraber çiftliği yönetse insanlara karşı kahramanca mücadele etse bile Napoleon tarafından gizlice yetiştirilen köpekler tarafından icabına bakılıyor.

Squealer da bir domuz. Diğer hayvanları etkileyecek bir hitabet yeteneği var. Ne zaman kurallardan biri değiştirilecek olsa, bunun her şeyin daha iyi olması için gerekli olduğunu söylüyor. “Tamam yaptık ama bir sor neden yaptık” tavrını benimsiyor.

Boxer  çok çalışkan bir at. Çok sıkı çalışıyor ve hep daha da çok çalışacağını söyleyip duruyor. Napoleon ne dediyse inanıyor. Çalışkanlığından dolayı çiftlikte çok saygı gören bir hayvan olarak tanınıyor.

Benjamin çok sık konuşmayan bir eşek. Çiftlikte olup bitenlerle çok ilgilenmiyor. Gün görmüş yaşlı bir eşek olduğu için işlerin bundan çok daha iyi ya da çok daha kötü olamayacağını biliyor.

Moses bir kuzgun. Hayvanlara, öldüklerinde gidecekleri bir yer olan Balbadem Diyarından bahsedip duruyor. Bir ajan ve çok akıllı bir konuşmacı aynı zamanda. Hayvanlar ondan nefret ediyor. Diğerlerinin aksine hiç çalışmıyor ve sadece öykü anlatıyor. Hayvanlardan bazıları ona inanıyor. Domuzlar, diğer hayvanların ona kanmaması için çok uğraşması gerekmişti.

Mollie çiftliğin ana karakterlerinden birisi. Beyaz bir kısrak. Yeni düzeni pek kendi için uygun bulmuyor. Tek derdi artık şeker yiyemeyeceği ve süslenemeyeceği. Zengin, şımarık bir daha iyi bir hayat yaşamak için aldatılmayı, kandırılmayı görmezden gelen insanlara benziyor.

Jones çiftliğin sahibi. Tabii daha sonra roller değişiyor. Çok fazla içki içtiği için hayvanlara bakmayı unutuyor. Hayvanlar onun boyunduruğundan çıkmak için bir ayaklanma çıkartmayı başarıyorlar. Kaçmak zorunda kalıyor.

Domuzlar Napoleon’u destekleyen bu grup sırf onu detekledikleri için diğer hayvanlardan farklı olarak, lüks ve bolluk içinde yaşıyorlar. Denetlenmesine yardım ettikleri toplumun tüm nimetlerinden faydalanmak onaların işine geliyor.

Köpekler her türlü kovuşturma ve uzaklaştırma işinde kullanılıyor. Napoleon onları kurnazca kullanıyor. Sahipleri değişse de yeni sahiplerine tıpkı önceki sahiplerine davrandıkları gibi davranıyorlar. Kitapta George Orwell yeni sahiplerine sürtündüklerini ve kuyruklarını salladıklarından bahsediyor.

Tüm bu hayvanların kurduğu anayasanın maddeleri de daha sonraları değiştirilinceye kadar aşağıdaki gibi:

1. İki ayak üstünde yürüyen herkesi düşman bileceksin.

2. Dört ayak üstünde yürüyen ya da kanatları olan herkesi dost bileceksin.

3. Hiçbir hayvan giysi giymeyecek.

4. Hiçbir hayvan yatakta yatmayacak.

5. Hiçbir hayvan içki içmeyecek.

6. Hiçbir hayvan başka bir hayvanı öldürmeyecek.

7. Bütün hayvanlar eşittir.

Belki de tüm bu ayaklanmanın ateşlendirici cümlesi “Tüm hayvanlar eşittir” di. Ama tüm kitap boyunca aslında yazarın söylediği gibi tek bir şeyin gerçek olduğu ortaya çıkıyor:

Bütün hayvanlar eşittir. Ama bazı hayvanlar öbürlerinden daha eşittir.

Pink Floyd’un Animals albümüne ilham kaynağı olmuş bu kitabın İngiltere’de 2. Dünya Savaşı sırasında ise sansüre uğradığı biliniyor. George Orwell’ın Hayvan Çiftliği kitabını bugüne kadar okumadıysanız mutlaka edinin. Bir kere okumakla kalmayın her 10 senede bir de okuyun. O bir klasik.

 

Berna Mutlu Aytekin

1 Yorum

  1. Metin   •  

    Kesinlik haklısınız bende yeni kapak tasarımlarını görünce çok üzüldüm. Yıllardır alıştığım o sade ve güzel tasarım gitmiş yerine yeni yetme, özensiz bir tasarım gelmiş. Erdal Öz’den sonra yayınevi değişecek deniyordu haklılarmış sanırım.

Senin yorumlarınla bu yazı daha güzel olacak