Karamürsel’den

Ne tatilmiş. Bir gittim çok değil 4-5 gün kaldım bir sürü fotoğrafla döndüm.

Tripod olmamasına rağmen fotoğraflar fena çıkmadı. Dün bir tripod aldım. Bir müddet işimi görecek çok ahım şahım olmayan bir model. İdare eder. Yine de deniz kıyısında yaptığım çalışmaları bayağı sevdim.

Yalova’ya kadar geçtik. Pazarda gezindim. Dutlar, türlü türlü renk renk meyveler var. Özellikle tezgahın önünde bir sürü insanın biriktiği Kuvvet narı dikkatimi çekti.

Kuvvet narı diye bir meyve varmış. Daha önce hiç duymamıştım. Çabuk bozulduğu için marmelat şeklinde de satıyorlar.

Onu fotoğrafladım. Mide rahatsızlıklarını tedavi etmesi için bal ile karıştırılmış şekilde satıyorlar. Bayağı da rağbet oluyor.  Pazardan gelen kokular çok fena. Her yer taze meyve sebze kokuyor. Renk renk üstelik. Köylü kadınlarının tezgahları çok göz alıcıydı. Elimiz kolumuz dolu çıktık.

Gece Karamürsel sahil’de dolaşmak ayrı keyif. Her yer boş. İstanbul’dan kaçış alanı.Rüzgar var sürekli. Buradayken orayı özlemekte ne kadar haklıymışım.

Sabah erken saatlerde kahvaltı etmek için güzel bir börekçimiz var Karamürsel’de. Yağma Hasan Börekçisi çocukluğumuzdan beridir her gittiğimizde oraya uğrar börek yer ve limonatasından içeriz. Kebapçılar çoğalmış nereye gideceğimizi bilemedik oraya bize güzel bir kebapçı önerin dedik. Memo Kebapçısının güzel olduğunu söylediler. Akşam eve dönmeden gidilip kebap yenilecek güzel bir kebapçımız da oldu artık.

Sonra eline fotoğraf makinesini al gez tatilin en güzel yanı kendi içindeki sesi dinleyebilmek. İçimdeki sesten rahatsız olursam da Andrea Bocelli Ave Maria söylesin dursun. Ben de rüzgara karşı karşı kıyıyı seyredeyim. Çabuk özledim. İstanbul’un sıcakları beni fena etti. Bir hafta sonu yine kaçmak lazım Karamürsel’e doğru…

Berna Mutlu Aytekin

Senin yorumlarınla bu yazı daha güzel olacak