Rüyalar aleminde – Inception –

Dün oldukça yoğun bir gündü. Nasıl geçti gitti bilemedim. Gecenin bir köründe keyifli sohbetler içinde uykuluk yiyorduk. Geceden son kalan anılar bunlar diyeceğim ama değil. Evet bunu daha önce de söylemiştim. Genelde rüya gibi geçen bir günün ardından son güzel anılar kalır aklımda gece yatağa yatarken. Bu sefer öyle olmadı. Akşam 2 sularında eve dönerken eşime “Ya ama ben şimdi anlamadım neden öyle oldu, ya şurasında da şöyle bir cümle kurduydu adam aslında oradan anlamam gerekirdi tüh dikkatli izlememişim” diye hayıflanırken yakaladım kendimi.

Dün yine ön gösterime davetliydik. Şahsen ön gösterim beni pek kesmedi. Yani o filmi öyle 2 saate sığdırıp da hafızama yerleştirmek istemedim. Detaylar çok. Kurgu enfes mutlaka en az bir kere daha seyretmeliyim. Cümlelerden kimsenin anlamadığı şeyleri ilk ben çıkaracağım diye kafa yordum durdum. Kurgunun ve filmin görsel efekt gibi olmayan görsel efektlerinin içinde kayboldum. Çıkar çıkmaz “Dut yemiş bülbül kesildim böyle film olur mu” diye isyan etmişliğim de oldu. Bir yandan normal şeyler bunlar Berna diyorum, bir yandan da film boşu boşuna 10 üzerinden 9.2 almadı ya diyorum.

Film ile ilgii diğer bilgilere şu linkten ulaşabilirsiniz.

Inception- Leonardo DiCaprio’nun son filmi. Christopher Nolan ‘ın gözünden daha önce Memento, The Dark Knight, The Prestige, Insomnia seyretmişliğim vardı. Her birini ayrı severim. Zamanına göre oldukça farklı filmlerdi. Bana göre diğer yönetmenlerden oldukça değişik işler çıkaran bu dahiyi izlemek diğer filmlere göre ayrı keyif. Kasvetli filmlerden sıkılmadığımı onun filmlerini seyrederken keşfettim. Aksiyonun temposunu düşürmediği işler sıkılmaya da pek fırsat vermiyor. 2012 faciasından sonra yıkılan binalar ve köprüler, yoldan çıkıp da uçan arabalar, kaza yerleri, patlayan bombalar vs beni etkilemez nasıl olsa efekt yapacaklar ve onu da ellerine yüzlerine bulaştıracaklar diye düşünürken bu film bana tokat gibi geldi. Zaten korkak bir yapım var. Arabanın içindeyken fren sesinde ne yapacağımı şaşırıyorum; öldük bu sefer tamamdır bittik diyorum. Bu görüntü efektleri sayesinde koltuğuma sindim. Film Türkiye’de 3 boyutlu değil ama olsaydı kalpten gidebilirdim.

‘Inception’ reordered from jerome g. villarin on Vimeo.

Filmin konusundan kısaca bahsedeyim;

İnsanların rüyalarına girip önemli bilgileri çalan bir hırsız çetesi var. Filmin ilk bölümünde bu çetenin toplanmasını bu işi nasıl yapacaklarına dair kurguyu hazırlamalarını izliyoruz. Eski yaptıkları işe göre ufak bir fark var. Bu sefer bilgi çalmak değil de yeni ve farklı bir düşünce için insan beynine düşünce tohumu atmaları gerekiyor. Kişilerin rüyalarını etkileyen şeyin ise bilinçaltı olduğunu düşünürsek, her üyenin bilinçaltında korkuları, daha önce yaptıkları yanlışlar, kendilerine acı çektirerek gizledikleri gerçekler de var. Yanılsamalar gerçekler ve rüyalar arasında gidip geliyor ya da gidip gelemiyorsunuz.

Matrix ‘de izlediğimiz “Welcome to the real world” anlayışı bu filmde de fazlasıyla var. Ben sinemanın kişiyi olduğu ortamdan alıp da götürmesini daha sonra o kırmızı kadife koltuklara geri getirmesini seviyorum. Bu sırada dinlendirdiğim ya da o kocaman perde de gördüğüm şeyler ile başka bir dünyaya bir süreliğine tatile gönderdiğimiz beynimin bana “Hadi bu filmdi -gerçek dünyaya hoş geldin- kalk uyan demesini seviyorum. Bazı filmlerde ise uyanamazsam ya da gece yatağa yattığımda dönüp duruyor ve hatırlamaya çalışarak tekrar kaçırdığım yerleri anlamlandırmaya çalışıyorsam da böyle sinsi bir keyif içinde uykusuzluğumun tadını çıkarıyorum.

Berna Mutlu Aytekin

1 Yorum

  1. Pingback: Salgın var | Blogger's Base | Blogger's Base

Senin yorumlarınla bu yazı daha güzel olacak