İçimizdeki iyi

Bundan 5 sene önce, o zamanlar yeni evliyim. Ev değişik, yatak değişik, iş yerim değişik. Yeni hayata henüz alışamadığım zamanlar. Gece kabuslar görüyorum. Sıklıkla müşteriler rüyama giriyor vs. Bir gece rüyamda yaşlı bir amca gördüm. Bir yokuştayız ben iniyorum o çıkıyor. Başında bir bere var, terden tepeye doğru sıyrılmış, biraz sakallı, biraz kambur, boyu kısa, 60 yaşlarında falan. Sırtında bir kumaştan torba var ağzı iple tutturulmaya çalışılmış içinden bir şeyler taşıyor, böyle kumaş gibi. Ayağında lacivert bir kumaş pantolon üzerinde ise griliği kirlilikten siyaha dönmüş bir parka var. Bir an göz göze geliyoruz. O pat diye yanımda düşüyor. Baygın gibi. Hemen elini tutuyorum. Nefes alışı gitmiş, nabzı yok. Şaşkınım. Etrafta kimse yok hava da soğuk. “Hiç bir şey yapmamıştı” diyorum. Tek söylediğim bu. Ve bir sürü ağlama ardından…

Kendi sesime uyandım. O kadar ağlıyordum ki. Sürekli de sayıklıyordum. Uyanınca da bir sürü ağladım zaten. Nedenini bilmiyorum, sıklıkla tekrarladığım şey “Ama o hiç bir şey yapmamıştı”  Neden böyle dediğimi de bilmiyorum. Hemen uyuyup rüyadaki kendine de soramıyor ki insan.

Sonra ardından yıllar geçti. Kimi rüyaları sıklıkla görüyorum ama bu rüyayı bir daha hiç görmedim.

Bugün Mecidyeköy’den metroya binmek istedim. Akbil bitmiş. Sıraya girdim. Akbil doldurmaya çalışan insanlar öflüyor, makinenin sinir bozan sesi “Akbil yüklemeniz gerçekleşti”

Sıranın bana gelmesine çok var. Arkamı döndüm gelen geçen insanlara bakıyorum. Burnumda mis gibi sıcak poğaça kokusu. Metro’ların girişlerinde Fornetti denen mis gibi poğaça yapan yerler var. Levent çıkışından giderken oradan sıcak poğaça alıyorum (anne bu satırları okuyorsan sakın çok da lazım sana sıcak poğaça diyerek söylenme, gerçekten poğaçalar çok güzel) Fornetti’nin önünde insanlar poğaça sırasında. Biri var, O sadece bakıyor. Çekinmiş çok da yanaşamamış poğaçalara. Bir 20 saniye kadar bakıp yürümeye başlıyor. Diğer metro çıkışından çıkacak gibi sanki. Sıradan çıkmama neden olan şey ise onu tanımam. O, o adam.  “Amca kendime bir şeyler alacağım size de alayım mı?” diye soruyorum. Keşke almış olsaydım direkt elimdekileri verirdim diye düşünüyorum bir an. Amca ağlamaya başlıyor. Hem de ne ağlama. Yok, yok der gibi kafasını yukarı kaldırıyor ağzından bir kelime çıkmıyor. Kambur, hızlı da yürüyemiyor ama yanımdan gidiyor. Sabah sabah eski bri tanıdık görmüş gibi şaşkınım. Üstelik beklemediğim de bir tepki verdi. Elinde 3 tane mendil var. Sırtındaysa kumaştan bir bohça, ucu iple büzdürülmüş. Ayağında eski bir takım elbisenin pantalonu lacivert, sırtında griden siyaha dönmüş cepleri bollaşmış bir ceket. Bolca lekeli. İçinde örgü bir kazak var yeşil renk.  Önü iliklenmiş. Şaşkınlığı atınca ardından ben de gidiyorum…

Bizim her gün kolaylıkla aldığınız o sıcak poğaçalara imrenerek bakan, ona da almaya kalkışınca ağlamaya başlayan yaşlı amcalarla aynı şehirde yaşıyoruz. İyilik yapmalı. Tüm yediğimiz kazıklara rağmen içimizdeki “iyi”yi öldürmemeli…

Berna Mutlu Aytekin

4 yorum

  1. Taha   •  

    Okurken tüylerim diken diken oldu.

  2. Enver   •  

    Okurkan aklımda Sırlar Dünyasının korkunç müzikleri çalmaya başladı

  3. Bernam   •     Yazar

    but it’s true 🙁

  4. Bernam   •     Yazar

    bazen rüyalarımı hatırlamak istemiyorum.

Senin yorumlarınla bu yazı daha güzel olacak