Mini Countryman Lansmanı

Dün hafta içi aldığımız davetle Mini Countryman Lansmanına çıkmak üzere yola koyulduk. Maçka Sanat Parkı nerede diye biraz gezindik ama nihayet lansmanın yapılacağı yere varabildik. Ortam çok güzeldi. Eeee tanıtılacak araç Mini Countryman olunca tarzını yansıtan bir ortam hazırlamışlar.

Mini Countryman’in bir yanında piknik sepeti, bir yana kadehler konulmuş. Diğer bir Mini Cooper S’in yanında kumsal, güneşlenmek için bir şezlong ve sörf tahtası ile ayrı bir tarz oluşturulmuş.

Yanan ışıkların altında ise beyaz jantları ile ayrı bir Mini Countryman çapkın gözlerle bize bakıyordu. Mini Cabrio da o turuncu hali ile çok çekiciydi ve ilgimi diğerlerinden fazla çekti diyebilirim.

Oldukça kalabalık bir lansman oldu. Tüm sosyete oradaydı. Gazetelerin magazin eklerinde 2. sayfada görmeye alıştığımız insanlar ile yanyanaydık. Gerçekten çok uzun ve fazlaca güzeller. Podyumdan inmiş gibilerdi. Gözlerimi alamadım desem yeridir. Deniz Berdan, Eda Taşpınar, Ivana Sert, Faruk Süren, Can Tanrıyar, Nurettin Hasman, Bora Kozanoğlu benim tanıdığım isimler. Kesin tanımadığım bir sürü kişi daha vardır.

Elimde fotoğraf makinesi ile Mini’lerin yanına sokulmuş otomobilin her karesini kadraja sığdırmaya çalışırken kadrajın içine sızmış bir çift kol ile gözümü makinenin objektifinden ayırdım.

X—Ne yapıyorsunuz?

BMA— Fotoğraf çekiyorum.

X— Neredensiniz, Kimsiniz?

BMA— Davetlinizim (devamını söylemem fırsat vermeden)

X— Sadece otomobil fotoğrafları çekebilirsiniz, kişileri çekemezsiniz yoksa makinenizi almak zorunda kalırım.

BMA— Ben buraya Mini’leri çekmek için geldim (devamını söylememe fırsat verilmeden yanımdan ayrılan Bayan X ve ardından neredeyse ağlayacak duruma gelen ben)

Meğersem yanımda Ivana Sert oturuyormuş. O güzelim beyaz elbisesi içinde frikik vermeye pek müsait durumdaymış. Sanırım benden rahatsız olmuş. Tabi bu durumda benim tüm hevesim kaçtı. Öncesinde yani sosyete gelmeden çektiğim fotoğraflarımla yetinmek zorunda kaldım. Siz de hava karartılıp da arkasında başlayan gösteriden pek nasiplenemeyeceksiniz. Portre çekerken bile çekinip de modelden izin alan ben nasıl paparazzilik yapabileceğim akıllarına geldi diye üzüldüm, aynada bir duruşuma baktım. Ben de paparazzi tipi mi var? İşin garibi herkesin elinde iphonelar ve minicik kompakt fotoğraf makineleri. Herkes sürekli fotoğraf çekme halinde. Twittera aktarıp duruyor kahkahalar eşliğinde. Ben ise kişiden ziyade ortamı ve Mini’leri çekme derdindeyim. Bir titredim ve kendime geldim. Söyleyemedim ya şu cümleyi bunu da bloga yazdım. Şimdi sesimi de herkes duymuştur oh rahatladım biraz.

Lansmandan izlenimlerim ise şöyle, özel bir kart ile içeri gireceğimiz söylendi ve kartondan Mini Countryman davetiyelerimizi yanımızda getirdik. Kimse sormadı mail adresimizi ve ismimizi almakla yetindiler. Bir de kapıdan girerken elimize bir kartondan basın bülteni ve cd tutuşturdular. Basın bülteninde hangi saatte neler yapılacağı yazılmamıştı muhtemelen veririz müziği eğlenirler garsonlar dolaşır yemek işini de böyle hallederiz diye düşünmüşlerdi. Ben fotoğraf çekmekten pek yemekle ilgilenemedim ama yemeklerin sunum şekli ve çeşitliliği oldukça iyiydi.

Saat 17:30 ‘dan 23’e kadar sürecek bir etkinlikte neler olacağını bilmeden hava kararana kadar (azar işitene kadar desem daha doğru olur) fotoğraf çekip sonrasında etrafı seyredip durdum. Etrafta saman balyalarından yapılmış sehpalar vardı, kuş kafesleri, kocaman ağaç gövdeleri şehirden kaçamak için uygun bir araç imajı çizen Mini Countryman’in alt mesajını iyice belirtiyordu.

Etrafta neler vardı. Kimler vardı yukarıda size saydım. Eda Taşpınar gayet bronz ve uzun bacaklarını sergiler şekilde güzel bir elbise giymişti. Yanında Sörf Hocası sevgilisi Bora Kozanoğlu vardı. Çok yakışmışlardı. Onların yanına daha sonra Eda Taşpınar’ın eski sevgilisi Nurettin Hasman geldi. Sıkı sıkı sarılıp selamlaştılar. Medeniyet böyle oluyor sanırım. Önce birbirlerine bir sürü şey söylemişlerdi (iffetsiz vb.) sonra sarılıp selamlaşabiliyorlar. Can Tanrıyar çok uzunmuş, boyu o kadar uzun sanmıyordum. Faruk Sürende çok zevkli giyinmişti. Deniz Berdan’ın trendsetter olduğunu yazardı gazeteler. Ben de görünce hak verdim. Ama o trendi kim takip eder onu bilemiyorum. Akşam saat 8’e kadar gözünde beyaz çerçeveli güneş gözlükleri vardı. Ben diyeyim skinny siz deyin tayt. Leopar desenli bir pantolon  giymişti üstüne de baskılı bir genç işi t-shirt. Elinde bir BB sürekli twittera yazı yazıyordu. Şunu da söyleyeceğim, aaa o bunu demiş diye da canlı yayında yazıları yanındakiler ile paylaşıyordu. Ben de yakınında olduğum için hepsini duydum.

Sosyete ile Mini Countryman’in buluştuğu Lansman’dan anlatacaklarım bunlar. Araya serpiştirdiğim fotoğraflar içinden en sevdiklerimi fotobloguma yükledim şu linkten erişebilirsiniz.

Berna Mutlu Aytekin

4 yorum

  1. erkan morgan   •  

    yahu dayanamdım yazıcam bora kozanoglu dunya 2 si olmus 15 senedir tr sampiyoni alaçatıdaki en eski surf merkezinin sahibine surf hocası diyen hangi kulturlu blogcu cok merak ediyorum!!!

  2. BMA   •     Yazar

    Sörf kültürüm pek yok maalesef olması gerektiğini de sanmıyorum. Bu bir kültür blogu da değil zaten 🙂 Finans, moda hakkında ahkam kesecek bilgi birikimim var otomobil için ise neredeyse bu birikimimin yarısı kadar. Ben Bora Kozanoğlu’nun adını ilk kez Eda Taşdemir’in sörf hocası olarak duydum tüm magazin gazetelerinde öyle geçiyor. Kültürel açıdan bu kadar yeterlilik bana yetiyor. Vakit ayırıp da yorum yazdığınız için teşekkür ederim.

  3. Akay   •  

    Her şey iyi güzel de, o fotoğraf olayı hiç hoş olmamış. Herkesin istediği gibi fotoğraf çektiği bir ortamda, otomobillerin fotoğraflarını çeken bir davetliyi bu şekilde uyarmak, makinesini almakla tehdit etmek çok çiğ bir hareket.

    Ivana Sert rahatsız olmuşmuş. Sadece davetli misafirlerin katıldığı bir kokteylde bir hanımın bir başka hanımın çektiği fotoğraflardan rahatsız olarak görevliler aracılığıyla uyarması büyük terbiyesizlik.

    Senin yerinde olsam ikaz edene de, Ivana Sert’e de hak ettikleri cevabı verip ortamı terk ederdim. Yaptıkları hiç hoş değil gerçekten.

  4. BMA   •     Yazar

    Altta kalmadım gerekli şeyi yaptım. Orası bana kalsın. Bu camia da bazı şeyler çok bürokratik yollarla yürüyor. Temsil ettiğim kurumu zor durumda bırakmak istemedim. Blog yazarı olarak davet edilseydim tepkim farklı olurdu.

Senin yorumlarınla bu yazı daha güzel olacak