Hamam böcekli karpuzlar geliyor.

Hatırlar mısınız bildik bir laz fıkrası vardır:

Dünya Genetik Projeler Yarışması yapılıyormuş. Tüm ülkelerden genetik profesörleri yarışmaya çalışmaları ile katılmış. İlk Fransız profesörün çalışmasının başına gelmişler. Jüri başkanı çalışmasının ne olduğunu sormuş.
Fransız profesör başlamış anlatmaya:
– Ben inek genleri ile tavuk genlerini birleştirdim, Ortaya çıkan mahlukatın eti kırmızı et kadar lezzetli, beyaz et kadar sağlıklı oldu
demiş…


Ardından diğer çalışmaları ülke ülke gezmeye başlamışlar. Sıra gelmiş Türkiye’den bizim Laz profesöre, Jüri başkanı:
– Sizin çalışmanız nedir ?
diye sormuş.
Laz profesör anlatmış:
– Ben demiş, karpuz genleri ile hamamböceği genlerini birleştirdim!
Birden tüm jüri üyelerinden bir kahkaha kopmuş ve başkan Laz profesöre
– Bu çalışma ne işe yarar?
diye sormuş.
Laz profesör:
– Çok işe yarıyor, karpuzu kesiyosun, çekirdekleri kaçışıyor..

Çocukluğumda anlatılan bu fıkrayı böceklere olan hassassiyetimden ötürü pek bir ciddiye alarak uzun bir süre karpuz yemediğimi hatırlıyorum. Hatta çekirdeksiz karpuz’un civar milletlerde üretildiğini duyunca sevinmiştim. Nihayet yiyebilceğimi düşünerek. Yanılmışım.
Ortalık “GDO’lu Ürünlere Hayır” diye inliyor bu aralar. Ben de geçen aylar da Migros’da çekirdeksiz karpuzla tanıştım. Önceleri sevindim ama sonra pek memnun olmadım tabi konuyu biraz araştırınca. Detayları okuyunca, sizde anlayacaksınız.
Genetiği değiştirilmiş ürünlerle ilgili yasa meclisden geçti. Kabul edilen yasa ile beraber çocuklarımıza yedirdiğimiz mamalar hariç tüm yiyecek maddelerinde genetiği değiştirilmiş ürünlere yer verilebileceği açıklandı. Sanki çocuklarımızı leylekler getiriyormuş gibi.. GDO’ya Hayır Platform’u bu konuda oldukça yoğun çalışmalar yaptı ama malesef yarın öbür gün bir bahçemiz yoksa ya da sofraya koyduğumuz sebze-meyve bize memleketten gelmiyorsa (o da serada olması şartı ile) içine ne aktarıldığı belli olmayan laboratuardan çıkma tohumlarla yapılan “gen’i ile oynanmış” yiyecekleri yemek durumunda kalacağız.
Sizinle GDO’ya Hayır Platformu’undan bazı ilginç noktalar paylaşacağım:
  • Dünyada genetiği değiştirilmiş tarım ve yem ürünlerinin tohum piyasası 8-10 firmanın elinde. Bu firmaların ana hedefi; dünyadaki tüm ülkelerin tarım ve hayvancılığını, tohum alımında kendilerine bağlanacak şekilde biçimlendirmek.
  • Örneğin sadece mikroorganizmayı bile patent kapsamında koruyabiliyorsunuz, bunlarla ilgili büyük saklama kuruluşları var. Halbuki doğada o mikroorganizma milyonlarca yıldır yaşıyor, fakat siz onu doğal ortamından yalıttığınız ve belirli özelliklerini gösterdiğiniz, ispatlayabildiğiniz için bir tekel hakkı, korunma hakkını almak istiyorsunuz ve bu istisna size tanınıyor.
  • Doğada bulunan genler için verilen diğer tüm patentler meşru değildir. Bunun adı biyolojik korsanlıktır. Patent alınması halinde de genetik olarak değiştirilmiş pamuk, mısır ya da tütün tohumunu eken çiftçi, hasattan sonra elinde kalan tohumları ekinde yeniden kullanırsa, patent sahibine bir bedel ödemek zorunda kalıyor… Tarımsal üretimin en temel ve en eski yöntemlerinden olan, kendi ürününden gelecek yıl için tohumluk ayırma geleneği ve hakkı, bu şekilde ortadan tümüyle kaldırılmış oluyor.
Peki ya “ben o ürünlerin ekimini yapmayacağım” diyen çiftçilerin başına ne gelecek? Polenlerle kendi ürünleri zaten genetiği oynanmış ürünlerle değiştirilecek. “Arılar ve rüzgarlar GDO’lu polenleri alıp, komşunun geleneksel ekiminin üzerine bırakıyor. Böylece civardaki, bitkiler genetik olarak değiştirilmiş bitkilerin içerdiği böcek ve ot ilaçlarına karşı dirençli hale geliyorlar. GDO karşıtlarınca Frankeştayn Gıda olarak nitelenen, kolera bakterisinin genini taşıyan yonca, tavuk geni taşıyan patates, akrep geni taşıyan pamuk, balık genli domates gibi gıdaların doğal çeşitliliğe verdikleri zarar sonucunda yeni Frankeştaynların ortaya çıkmasına olanak sağlanıyor” diyor GDO’ya Hayır Platform’u. Ya bu duruma ne diyeceksiniz Sayın Farmville çiftçileri? Temel’in fıkrası bal gibi gerçek oluyor işte. Hamam böcekli karpuzlar geliyor.
Ben bir seneden beri Pembe Dometes Ağı denen bir oluşumu takip ediyorum. Bu oluşumda pembe domatesleri yetiştirilip önce resimlerini sonra da yetiştirmek isteyenler için tohumları paylaşıyorsunuz. O domateslerin hormonsuz ve tamamen organik yöntemlerle yetiştiğini resimlerle takip etmek bile beni şu anda heyecanlandırıyor. Tohum verme zamanı geldiğinde ordan bana da tohum yollanacağının hayalini kuruyorum şimdilik..
Bu GDO’lu ürünler hakkında araştırma yaparken Organikce.com’u keşfettim. Haftalık ve aylık ekonomik paketleri var. meyve ve sebzeleri tek tek de alabiliyorsunuz. İnternet sitesinde ürünlerin geldiği yerler hakkında bilgi de mevcut. Haftalık Pazar alışverişiniz makul fiyatlara evinize gönderiyorlar. Eğer evimde yetiştirmekle uğraşacak vaktim yok, Pazar alışverişi yapmak bana göre değil, organik beslenmek istiyorum diyorsanız. Siteye bir göz atın..
Berna Mutlu Aytekin

Senin yorumlarınla bu yazı daha güzel olacak