Denize doğru gel, gel. Rüzgar esince yel yel.

Yorgunum. Elim ayağım tutmuyor yorgunluktan. Kendimi taşıyamıyorum bildiğin sürüklüyorum. Şişkoluktan ve hamlıktan yazın temposuna kendimi kaptırmam zor. Diyetteyim. Normalin 1/3 ‘ü kadar yemek yiyor ve bugünkü kas ağrılarını çekmeyeceğimi düşünüyorum. Sanki Beşiktaş’tan Haliç’e kadar yüzdüm 🙂

Bugün harika bir etkinlikteydik. Yaz geldi, deniz vakti. İDO’nun Haliç Tersanesinde ziyarete sunduğu Nihal Gündüz’ün objektifinden  “Haliç Tersanesi Sakinleri” açık hava sergisini gezdik. Açık hava sergisinde 555 yıldır ayakta duran heybetli gemilerin yapıldığı, onarıldığı, Vezüv Yanardağı’ndan getirilmiş taşlar ile kaplı dev gemi havuzlarını görme imkanımız oldu. Her şey o kadar eski ve o kadar çok yaşanmışlık kokuyordu ki… Başımızda herhangi bir kaza olasılığına karşı taktığımız baretler ile hayran hayran duvarlara baktık. Duvarlarda fotoğraflar 2×2 metre’den 7×6 metre’ye değişen farklı boyutlarda sergileniyordu.

haliç tersanesi sakinleri fotoğraf sergisi

Sergi 11 temmuz”a kadar görülebilecek.

Sergi’ye gelişimiz yeni deniz taksiler ile oldu. Oldukça hızlı bir yolculuktu. İçerisi çok konforluydu. 10 kişilik deniz taksilerin tarifelerine şuradan ulaşabilirsiniz. Ada’lara gitmek için bundan sonra ada vapuru kullanamayacağımdan eminim. İnsan bu konforlu seyahati gördükten sonra eski alışkanlıklarına dönmekte zorluk çekebilir 🙂

Daha sonra Haliç Tersanesi’nin  yanındaki Sosyal Tesisler’de güzel bir öğle yemeği yedik. Dostlar ile olmak yemeğin lezzetini daha da arttırıyor. Sohbet tatlılar kahkahalar derken kendimizi Boğaz turu yaparken bulduk. İlk defa tamamı Türk Mühendislerinin ve işçilerinin yapımı bir vapura bindim. Tamir falan edilip yenilenen bir model değil tamamı yeni inşa edilmiş. İçinde kliması, bebek odası, mutfağı (gayet hijyenik) bulunan diğer vapurlara göre koltuklarından tutunda panoramik camlarına kadar farklı tasarlanmış bir modeldi.

Hizmete girdiği zamanki fotoğrafına ulaştım. Üst bölümde gördüğünüz pencerelerden gökyüzünü görmek mümkün. En çok hoşuma giden yanı da bu oldu. Süleyman

Ardından Kız Kulesi’ne geçtik. Bir çay molasından sonra da evlerimiz uygun limanlara bırakılmak üzere gruplara ayrıldık. Deri koltuklar ile kaplı misafirler için özel hazırlanan “mini yat” bizi Eminönü iskelesine bıraktığında yorgunluktan olduğum yerde sızacaktım. Şu sıralar nasıl ayakta durduğuma ben de şaşıyorum. Çok yorulduk ama çok güzel bir geziydi. Bunca yorgunluğa değdi. Utopic Farm’a güzel davetleri için teşekkür ederim. Gezi fotoğraflarını benim fotoğraf makinesi bozulduğu için bol bol gülümsediğim arkadaşlarımın objektiflerinden takip edebilirsiniz. Flickr hesabımda yakında o fotoğrafları etiketleyebilmeyi umuyorum. Takipte kalınız.

Görsel şu adresten alınmıştır.

Berna Mutlu Aytekin

Senin yorumlarınla bu yazı daha güzel olacak