Gezi Parkı

Akça ağaç, at kestanesi, çınar, akasya, ıhlamur, dışbudak, zeytin… Hepsine alerjim varmış. Alerji hem de nasıl. Yaklaşık 2 aydır öksürmekten konuşamıyorum. Biri bir ortamda konuşuyorken onu dinlerken birden bir öksürük geliyor herkes bana bakıyor. Hemen başlıyorlar  “Ay yazık çok fena öksürüyorsun, doktora gittin mi?” Ben de utana sıkıla “Bu öksürük alerjik” diyorum. Geçecek. Ağaçlardan. Hemen hemen hepsine alerjim var. Ondan yani, korkmayın…

Her yerde sürekli ağzımda bu söz. Şu ağaçlar bir polen dökmeyi bıraksa geçecek hepsi. N’apalım doğanın kanunu mu değiştirelim? Çiçeklerini fotoğraflamayı biliyorsun, kışın kar yağınca seyretmesini biliyorsun. Polenine de katlanacaksın diyorum kendi kendime.

Annem perişan öksürük sesimi duydukça off Berna deyip duruyor, eşim, iş arkadaşlarım hepsi bıktı benim öksürüklerden. Hele o toplantılar o arkadaş buluşmaları hepsinde konu bir beş dakika benim ağaçlara olan alerjime geliyor.

Bir gün olsun şu ağaçları kazısalar da kurtulsak demedim. Kavak ağaçlarını kesiyorlardı bir dönem hatırlarsanız. Şimdi o her rüzgar estiğinde kulağıma gelen seslerini duyamayacak  mıyım yani demiştim. Yani başka bir yolu yok mu? Yoksa eğer yok diyorsanız biz gitmeyelim alerji yapan yerlere. Onların sesini dinleyip mutlu olan insanlar tanıdım. Kavakları kesmesinler.

Bugün DHA’nın canlı yayınını seyrettim bir beş dakika. Mevzuyu biliyorsunuz. Bu blogu okuyabilecek kadar internet kullanabiliyorsanız olanları medyadan göremeyip ya yerinde şahit olmuşsunuzdur ya da bloglardan, Twitter’dan, Facebook’tan okumuşsunuzdur. Ben canlı yayını seyrettim. Canlı yayındaki katliamı da seyrettim. Daha fazlasına gönlüm dayanamadı. Köklerinden söküp canım ağaçları attı dozerler, iş makineleri…

Koskoca tarih bir dozerin ucunda. Hooop havalanıyor bir kenara atılıyor. Nedeni niçini kimin istediği, kimin karşı geldiği, kimin ne için bu alanı kullanacağını sorgulamıyorum. Başımıza ne geldiyse biz istedik de geldi. Orayı başa saramayız, geri alamayız zamanı. Ama tarihi topraktan kazıyıp bir kenara atıyorlar. Ben bunu gördüm bunu bilirim. Bunu unutmak mümkün mü?

İnsanların içinde onların insan kalmalarını sağlayan duygular vardır. Biz robotlardan farklıyız duygularımız zihnimiz bir olup bizi yönetiyorlar. Ben bugün o ruhu Gezi Parkı’ndaki ağaçlar taa köklerinden havaya kalktığında göremedim. Ruh bir şeyler karşılığında satılmıştı. Ya maaş, ya daha iyi bir işe yerleştirilme, ya ülkenin feraha kavuşması, ya oğlunun kızının daha iyi şartlarda okuması, ya kolay işe gidip gelme lüksü, ya daha kolay tedavi olabilme imkanı… Ya ya diye sonsuz bir döngüye girebiliriz.

Ama çok açık ki bir şeyler için bir şeyler feda ediliyor. Feda ettiğimiz şeyler gerçekten kazandığımıza değiyor mu o kısım önemli.

Günden bazı notlar: Taksim Gezi Parkında yaşananları canlı olarak burayı tıklayarak izleyebilirsiniz.

Reuters Osman Orsal

Bu olaylar olduğunda Gezi Parkından Osman Orsal aracılığı ile fotoğraflar paylaşan Reuters yukarıda göreceğiniz fotoğrafı Facebook sayfasında kapak olarak paylaştı. Tüm dünya olanları izliyor Tv’de ise bu konuda haber görmek mümkün değil.

An itibariyle Redhack Beyoğlu Belediyesinin web sitesini hacklemiş. Siteye ulaşılamıyor.

redhack beyoğlu belediyesi hack

 

Buzzfeed’de konu ile ilgili bir yazı yer almakta. Burayı tıklayabilir, okuyabilirsiniz.

Şu an Gezi Parkındaki ağaçlar sökülmesin diye nöbet tutuyor insanlar. Gece kamp yaptılar. Uyumamaya çalışıyorlar. Şaka gibi. Taksim’i kimden koruyoruz, neden korumak zorunda kalıyoruz? Ben bunu aklıma açıklayamıyorum. Kendime açıklayamazken başka kimseye de açıklayabileceğimi sanmıyorum. Gezi Parkına destek için Twitter’da #GeziParkıİçinTaksime etiketini takip edebilir, Twitter’da aratabilirsiniz. Elbette fikirleriniz benim için önemli yorumlarınızı bu yazının altına bırakabilir ya da  #benimgunlerim ya da @bernam yazarak Twitter’dan da bana  iletebilirsiniz.

Berna Mutlu Aytekin

Senin yorumlarınla bu yazı daha güzel olacak