Fotoğrafın tanımlayıcı gücü

Blog Fırtınası Gün 2. Herhangi bir kitabın, herhangi bir sayfasını açın ve bir satır seçin. O satırla yazıya başlayın, gerisi sizden…
 
1860 yılının 15 Ekim’inde Amerika’da yayınlanmış olan bir dergide fotoğrafın tanımlayıcı gücüne ilişkin şöyle bir yazı kaleme alınmıştı: “İmparatorluk devri Romalılarına ait bir imparatorluk fotoğrafları sergisi elimizde olsa nasıl paha biçilmez bir değer taşırdı, tasavvur edin! ‘Güzel Thais’le bir şölene katılan Büyük İskender’in bir dagerreyotipine veya Kleopatra’nın o Doğu incisini göz kamaştıran bir zarafetle kupasına atarken çekilmiş bir ambrotipine karşılık kimbilir kaç bilgiç incelemeyi denizin sularına göndermeyi sevinçle kabullenirdik! Tamam bunların hiçbiri gerçekleşmeyecek, ama buna karşılık çocuklarımızın çocukları gözlerimizin içine bakıp, bizi olduğumuz gibi görebilecek, hakkımızda bir yargıya varabilecekler.”   
 
Fotoğraf Tarihi s:81
 

Fotoğrafın tarihe not düşmesi bu aralar ilgi alanım. Şimdilerde akıllı telefonlarımızdan kendi yüzümüzü çekerek paylaştığımız “Selfie” karelerimiz ile pek de 1860 yıllarının editörlerinin hayallerini karşılamasak da, biz sürekli hayatımızı belgeleme peşindeyiz.

Sürekli fotoğraf çekiyoruz. Çekiyoruz, bir o kadar da paylaşıyoruz. Seneler sonra çocuklarımız bizi olduğumuz gibi görebilecekler, hakkımızda bir yargıya varabilecekler. Evet burası gerçek. Fakat onların gördüklerinden biz memnun olacak mıyız orası ayrı…

* Uyumadan önce uykulu gözlerle bir fotoğrafımı çekeyim

* O en sevdiğim şarkıda eller havaya yapmışken bir fotoğrafım olsun

* Uykudan uyanınca daha makyajımı yapmamışken bir kare alayım, alayım da millet saf güzellik görsün

* Bir kare de makyaj yaparken bak nasıl çekiyorum eye-liner’ı bir seferde

* Arkadaşlarla iken yüzüme yerleşmiş en güzel gülümsemem ile bir kare…

Saymakla bitmez. Ama artık yaptığımız eylemleri paylaşmak için daha çok fotoğraf çekiyoruz sanki. Kendimizden sıkıldık belki de sadece yaşam tarzımızı aktarmak peşindeyiz. Fotoğrafın içinde olmasak da oluyor. Yeter ki mesaj yerine ulaşsın.

* Kahve içmeden önce dur bir şu kahve fincanını yanında lokum varken çekeyim. Kahve fincenın arkasında çiçekler olsun

* Spor yaparken bir kare alayım da, bak birazdan bu ağırlıkları kaldıracağım diyeyim.

Hayatımızı belgeliyoruz derken ciddiyim. Sosyal ağlarda paylaştığımız her kare bizim hayatımızı bir yere not etme şeklimiz. Eskiden savaşlar sırasında olan biteni yazan kişiler yerine kendi tarihimizi kendimiz yazıyoruz. Eskiden daha çok günlük tutaraktı belki ama şimdi bir tweet ya da Facebook’ta bir status güncellemesi yetiyor günü özetlemeye. Hatta bir emoji karakteri.

facebook status güncelleme

 

Gelecek nesiller bizi, annaanne ve dedelerini nasıl fotoğraflar ile hatırlayacaklar, hangi fotoğraflarımız ile bizi tanıyacaklar? Çok şükür geçmiş günlerime baktığımda utanılacak bir fotoğrafım yok. (Ortaokul pasomdaki fotoğrafımı saymazsak) Durumumuza bakılırsa halimiz gerçekten içler acısı. Biz maalesef bu dönemin çocuklarıyız bizim de aldığımız risk bu. Bir de bu akımın yazarın bahsettiği Kleopatra ve Büyük İskender’in döneminde sürdüğünü düşünsenize…

Büyük İskender, savaştaki yaşadığı anları ölümsüzleştirme peşinde. Belki de özel fotoğrafçısı var o sürekli basıyor denklanşöre ya da akıllı bir telefonu var hayatını arkadaşları ile kendi paylaşıyor. Bu kare komutanlar ile değerlendirme yaparken. İşte ben savaş alanındayken, arkamdakiler ise 12.000 askerim ya da bu Akhilleus’un mezarının başına çiçek koyarken ben…

Hele bir Kleopatra’yı bir düşünün. Almış eline akıllı telefonunu her güne bir selfie paylaşıyor. Belki o da hayatını belgelemekten hoşlanıyor, kime ne? İşte bu süt banyomun fotoğrafı, az sonra içine gireceğim ya da minik Sezairon 6 aylık oldu demiş çocuğunun gülen bir karesini çekmiş paylaşmış…

Fotoğraf tarihi tanımlar, değişen teknoloji yüzünden bana bundan sonraki seneler için pek ümit vermese de umarım anı dondurduğumuz kareler yüzyıllar boyunca tarihi bize anlatmaya devam eder. Biz de torunlarımıza “Sen bilmezsin evladım o objektiflere bakıp poz vermenin de bir güzelliği vardı, şimdi nerdeee?” der ve gülümseriz…

 

 

Blog Fırtınası’da neymiş diyenler, sizi şuraya alalım.

1. gün yazısı için de şuraya tıklayabilirsiniz.

 

 
 
Berna Mutlu Aytekin

Senin yorumlarınla bu yazı daha güzel olacak