Ege’den sevgiler ile

Gezdik, gördük diye anlattım durdum. Özetleri bir önceki yazıda anlatmıştım, şimdi detaylara geçeyim 🙂

Yalova‘dan yola çıktık. Öğlen Manisa‘ya akşama doğru ise İzmir‘e vardık. Manisa’da yol üzerinde bir çok kavun satan köylü var. Güneş çok olduğu için kavuncu tezgahını kurmuş ama yolun karşısına geçmiş bir de not bırakmıştı. Ben de inip bunun bir fotoğrafını çekmeliyim dedim. Otoyoldaydık ve etrafta bolca cırcır böceği sesi vardı. Benim de böcekten korkum malum. Aklımca kaçmaya çalışıp etrafımda dönüyorum ses hiç azalmıyor. Meğerse kocaman böcek sırtıma yapışmış. Benimle beraber geziyormuş. Eşim kovaladı ama benim aklım gitti yemin ederim.

Hemen iki kare alıp, camları kapatıp, hiç durmadan İzmir’e devam ettik. İzmir’de konaklamak için Booking.com’dan otel ayarladık. Eşyaları atıp şehri gezmeye koyulduk. Sevgili Yasemin ve üniversiteyi orada okuyan kardeşim “Aman orayı da gez, şurayı da gez” deyip rotayı belirlemişlerdi bizim yerimize. Biz de direksiyonu önce Kordon‘a kırdık. Kordon’u pek sevdim. Hem gece,  hem sabah erken saatlerde oldukça huzur dolu. Biz gittiğimizde oldukça da rüzgarlıydı. Nefes aldık diyebilirim. Ardından akşam yemeğine Kumrucu Şevki’yi tavsiye ettikleri için Bostanlı‘ya geçtik. İzmir’in kırmızı ışıklarından bunaldım diyebilirim. Adım başı kırmızı ışık, köşeyi dönünce ayrı bir kırmızı ışık. Işık gereken yerlerinde ise ışık yok. Otomobil ile gezmek o kadar sağlıklı değildi galiba ama biz şehrin her yerine ulaşabilmek için otomobil kullandık. Renault‘un navigasyonu Özgür, bir türlü Kumrucu Şevki’yi bulamadı. Ama Google Maps sağolsun kolayca bizi Bostanlı’ya götürdü. Mekana girmeden önce Foursquare’den yorumlara da baktık. Kumru’nun ne olduğunu yeni öğrenen birisi için yapılışını fotoğraflamaya da izin aldık. Oh keyfimiz tam.

Gece Çeşme’ye geçtik, ertesi gün ise Alaçatı’ya, Ilıca plajına. Alaçatı’yı pek sevmedim. Soğuk bir yer. Yani rüzgarından bahsetmiyorum. Belki gece daha hareketli oluyordur ama biz gündüz gezip gece Çeşme’ye geçtik.

Biraz fotoğraf çekip, Alaçatı’da çok oyalanmayıp Ilıca plajına uğradık. Orada uzun yıllar yaşayabilirim. O derece sevdim. Etraftaki yalılar 500.000$ değerindeymiş. Ama sanki cennet gibi bir yer.

Ege’de yüzdükten sonra Çeşme’nin çarşısında dolaştık. Bol bol fotoğraf çektim. Ne kalabalık ne de boş. Rumeli pastanesinde dondurma yemek  güzel olurmuş. “Önümüzdeki sıradan da anlaşılacağı gibi lezzetli bir dondurması var demek ki” dedik, girdik sıraya. 15 dakika sıradan sonra nihayet sipariş sırası bize geldi. Rumeli pastanesinin kavunlu ve damla sakızlı dondurması meşhurmuş. Ama ben damla sakızı sevmediğimden mandalina ve kavunlu aldım. 10 puan üstüne de yıldız verebilirim. Enfesti.

Gece Çeşme’de kaldık Ertesi gün sabah gün doğarken Urla’ya geçtik. Gün doğuşunu seyredip oradan tekrar İzmir’e yol aldık. İnsanlar erken saatlerde yürüyüşe çıkıyorlarmış Urla’da. Ne şanslılar.

Kordon’da kahvaltı edip Boyoz neymiş öğrenmiş bulundum. Çayla güzel gidiyormuş. Saat kulesine gideceğiz derken çarşının içine girmemiz, yollarda kaybolmamız, insanların bize sinirlenmeden yardım etmeleri… İzmir’in halkı bi değişik gerçekten. Alsancak ve Güzelyalı‘yı da gezdikten sonra tekrar başka bir şehire doğru yola koyulduk. Sırada Muğla var.

Muğla’ya gelmeden Dalyan’a uğrayalım O temizliğ ile ünlü İztuzu plajını bir de biz görelim dedik. Yol üzerinde kaplumbağalar görünce doğru yolda olduğumuzu anladık. Ufak bir mola vermek için bir ailenin işlettiği ve bizi “Dur yolcu, buradan nar suyu içmeden gitme” diyen bir tabela ile karşılayan bir kafe olan Nar Danesi’nde mola verdik. Aile işletiyormuş ve gerçekten çok emek harcamışlar. Taştan bir seyir terası yapıp üzerinden buz gibi suların akmasını sağlamışlar, altında bir ağıl var ve kuzucuklar, tavuklar, etrafta cirit atıyor. Soğuk nar suları ise gerçekten enfesti. Şişesini şoklayıp götürebiliyorsunuz. 4 gün dayanıyormuş. Birer bardak nar suyu içip hazırladıkları özel düzenekle otomobili yıkadık, biz biraz serinledik, seyir terasından etrafı seyredip İztuzuna doğru yola çıktık.

Muğla’dan geçip Bodrum‘a vardık. Kale ve gemileri biraz fotoğrafladıktan sonra Bodrum Barlar Sokağına doğru yürüdüm. Orası da gece renklenen bir yer. Ben yine pek tat alamadım. Taksim’de yaşayıp Taksim’i sevmeyen biri olarak normal bir şey benim de Bodrum’u sevmemem. Gümbet‘e doğru gidip biraz yüzeriz diye düşünüyorduk ama deniz çok pisti. Onca yolu gidip denize giremedim. “Neyse, burada da yüzmeyelim” dedik çıktık Milas’a doğru yola. Güzel keyifli bir gece geçirdik. Şehire ininceye kadar geçtiğimiz her yerde zeytin ağaçları vardı.

Ben ise hayatımda ilk defa zeytin ağacı gören biri olarak şaşkın şaşkın etrafa baktım. Dağların arasından geçip Milas’a vardık.  Milas’da arkadaşlarımızda konakladık. Her yer zeytin ağacı olunca her yemeğe de zeytinyağı koyuyorlarmış. Zeytinyağı çok seven biri olarak fiyatının kilo başına 3,5 Lira olduğunu duyunca şok geçirdim. Güzel sohbetin lezzetli yemeklerin ardından sabah uykuyu alıp erkenden yine yollara düştük bu sefer istikamet Antalya’ydı. Antalya’ya Fethiye, Göcek  üzerinden dağların arasından geçtik. O maceramızı da bir sonraki yazıya saklıyorum.

Berna Mutlu Aytekin

1 Yorum

  1. Pingback: Akdeniz ve İç anadolu yolları | Blogger's Base | Blogger's Base

Senin yorumlarınla bu yazı daha güzel olacak