Edirne biz geldik, güzel uykundan uyan.

Minik Arda’nın erkenden dünyaya gelmeye karar verdi. Bizde kendisini ziyaret etmek üzere Edirne’ye yola koyulduk. Gitmeye çok çabuk karar verdiğimizden nereleri gezeceğimize henüz karar verememiştik. Ama öncelik Arda’nın. Şimdi domuz gribi olduğu için kendisine pek ilgi alaka gösteremediğimi itiraf ediyorum. Eşim fotoğraflarını çekti ben de uzaktan sevmekle yetindim. Allah analı babalı büyütsün diyelim bir de Maşallah nazar değmesin. Evet çok tatlıydı çünkü. Hangi yeni doğmuş bebek tatsız olur ki:)

Arda’lardan çıktıktan sonra da Edirne gezimiz başladı. Önce Muhteşem Selimiye Camisi. Camiler ile aram pek iyi değil gezip görmüşlüğüm yok. Bu gittiğim 4. cami olacak. Ama bu kadar muhteşemini görmemiştim. Her ne kadar Mimar Sinan’ın eserlerinin de canına okumayı başarabilen bir millet olsak da.  Çok fazla söz söyleyemeyeceğim sadece çektiğim fotoğrafları paylaşmak istedim.


Kışın kar yağmadan gidildiğinde uslu uslu duran ama kar yağdığında ya da komşular baraj kapaklarını açtığında taşıp etrafın canına okuyan Tunca nehri manzarasında güzel fotoğraflar çektik.



Sınıra kadar gidip Türkiye’nin bittiği yerden Hudut Bekçisini görüp selam etmemek olmazdı. Evet orada bir çılgın amca kendini hudut bekçisi ilan etmiş.


Balkan Savaşın’da Edirne’yi canı pahasına koruyan Şükrü Paşa için yapılan anıt’ı gezip Edirne manzarası eşliğinde mis gibi hava aldıktan sonra çarşısını da gezip öyle dönelim dedik. Bu arada Kavala Kurabiyesi ve Edirne ciğeri yemeden dönmememiz lazımmış. Kimsenin hatırını kırmadık. Tabi ciğer sevmeyen ben orada da köfte bulup yedim. Çok lezzetliydi.

Sabah 7’de yola düşüp akşam 7’de evimize geri dönmüştük. Felaket yorulduk. Ama değdi. Profesyonel fotoğraf makinesi aldığımda kesinlikle tekrar gitmek istiyorum.
Berna Mutlu Aytekin

Senin yorumlarınla bu yazı daha güzel olacak