Direniş bunalımlarım

gezi parkı sahnesi

Ortalık karıştı. Daha önce size burada ve şurada anlattığım Gezi Parkı Direnişi 20. gününde ağır polis müdahalesi ile dağıtıldı. Çoluk çocuk vardı. İnsaniyetsiz bir müdahale oldu. Ağladım. Direnilen yer Gezi Parkı olmaktan çıktı. Dolayısı ile dağıtılmasının temizlenmesinin de bir anlamı yok benim gözümde. Polisin de temizlendi diye mutlu olduğunu düşünmüyorum. Akıldan silemezsin ki düşünceleri. Direniş artık başka yerlerde sürüyor.

Yazacak gücü bulamadım. Olayları takip etmekten yoruldum. Şahit olmaktan. Kan görmekten, usulsüzlük görmekten, şiddet görmekten usandım. Hayat eğlendiğim sürece vardı. Eğlenecek bir durum yoktu. Yazamadım. Hayat dursun istedim. Filmlerdeki gibi ışınlanmak istedim başka bir dünyaya dayanamadım. O yüzden buraya yazmakta geciktim. Şimdi anlatabilirim sanırım. Biraz daha kendime geldim.

Ben direniş boyunca bir kere parkı bir kaç kere de Taksim’i ziyaret ettim ve orada bambaşka bir Türkiye gördüm. Küçük çapta şoklar yaşadım diyebilirim.

Kimilerini paylaştım Twitter hesabımda. Orası benim daha önce görmediğim bir yer haline dönüşmüştü. Böyle rüya gibi bir şey. Gerçek olacağına inanmıyorsun.

 

Her yerde her şey bedava yazıyor. Şimdi birileri onları kim finanse ediyor diyor. Benim gibi blog yazarı arkadaşlar bir sürü yemek yaptılar elleri ile. Onları gördüm. Anadolunun başka yerlerinden de videolar geliyor. Eskişehir’de yaşlı bir teyze gördüm. Gitmiş cips ve kola almış onu getirmiş. Teyze o kadar yaşlı ki cipsi nereden biliyor da alıyor diyorsun. Muvaffakiyetler diliyorlar gelip. Saçma sapan duygusallıklar içine girdik. Görünce inanmıyor insan. Nasıl bir topluluk oluşmuş burada.

Eskişehir de Direnişçilere Ekmek Dağıtan Nine | izlesene.com

Gezi parkı izlenimlerimden bir kaç cümle:

Bir kenarda bir çocuk gitar çalıyordu. Eğer iki paket sigara bırakırsanız sizin için istek şarkı çalıyordu. Yine başka bir yerde bir adam elinde kocaman bir çöp poşeti dolaşıyor ve çöpleri topluyordu. Bir diğeri benzer bir çöp poşetinin içinde hazırlanmış sandviçleri oturan kişilere dağıtıyordu. Yanında da bir kız kola dağıtıyor buzumuz yok ama idare edersiniz artık diyordu. Kimisi bana yemek verme benim yanımda var diyordu. Böyle saçma sapan olaylar. (kesin hepsi dış mihrakların gücü yoksa insan insana neden yardım etsin) Orada toplanan herkes dış mihrakların gücüydü. Herkese para verildi. o insanlar orada toplandı. Bu tür haberleri gazeteden ya da siyasetçilerden duyunca nasıl tepem atıyor. Gidip gördüm öyle değil. Her yerde sokak çocukları vardı. Ama hiç biri ihtiyacı olmayana el uzatmıyordu. Hani onlar çalar çırpardı cezalandırılırdı çaldıkları için? Orada böyle bir dünya yok. Yolda durduk, bize yardıma geldi bir tanesi. Yardım etmek istiyorlar. Para istemiyorlar, dilenmiyorlar. Şaşkınım. Bize bu insan davranışlarının böyle olacağını söylememişlerdi. Sokak çocuğu tinerci olurdu hani? Gördüğüme inanamadım.  Daha düne kadar sık sık geçmeyeceğim ama gece vakti olursa kesinlikle geçmeyeceğim bir yerdi Gezi Parkı. Tinerciler, para isteyen dilenciler, laf atan transeksüeller, bazı bazı güvercinlere yem atan emekli amcalar görürdük. Hiç tekin bir yer değildi benim için Gezi Parkı. Küçükken anneannemle gitmiş bir limonata içmişliğim vardı ama büyüyünce gidilecek yer olmaktan çıktı benim için. O gün orada gördüğüm park ise keşke hep böyle kalsa dediğim bir yer haline gelmişti.

gezi parkı

Yine gördüklerimden devam edeyim. Meselabir alan kurulmuş ama kocaman bir alan düşünün. İnsanlar mikrofonun karşısına geçip konuşma yapıyor. Ama aklınıza küfürler gelmesin. Bir çeşit stand up yapan kişinin konuşmasına denk geldim. İnsanlar gülüyorlardı. Orası serbest kürsü yeri imiş sanırım. Tam emin değilim. Yalan söylemeyeyim.

gezi parkı sahnesi

Yine bir başka anektod, Greenpeace’in elektirik enerjisi sağlayan düzeneği. Su ısıtıcıları, iPad daha bir sürü şey üçlü kablolar ile masalarda. Her şey şarj edilebiliyor. Yine bir genç elinde bir hasır sepet, gece için sigara topluyoruz diyor. Yoksa alın varsa verin lütfen diyerek yanımızdna geçiyor. Kimi sepetten alıyor kimi ekliyor. Sigaradan nefret ederim. Ama orada başka bir şey de olabilirdi. İnsanların farklı bir tepki göstereceğini sanmıyoru. İhtiyacı olan alacak ihtiyacı olmayan verecekti.

Orada çadırlarda geceleyenleri, barikatların önünde örgütlenenleri ayakta tutan da bu güçtü sanırım. Kurulmuş olan düzen bambaşkaydı.

Simto ile buluşacaktım ararken kayboldum. Çok kalabalık. Revirin orada buluşalım dedik. Ben başka revire gitmişim. Her gece arbede yaşanırken bir tane revir olacağını düşünmem ne kadar safça. Elimde fotoğraf makinem var. Fotoğraf çekiyorum. Ama fotoğraf çekilmesini istemiyorlar revirdekiler. Az çok anlaşılır neden çekilmesini istemedikleri. Elbette çekmiyorum. Ama çekiyorum sanıyorlar. Eminim orada olan kişiler başkası olsaydı ve istemedikleri bir şey yaptığıma inansalardı makinemdeki tüm fotoğrafları sildirirlerdi. Bu ülkede gazeticileri saçlarından çekerek dövdü insanlar. Bana bu da yapılabilirdi. Doktor ya da sağlık görevilisi lütfen fotoğraf çekmeyelim diyor. Tabi haklısınız çekilmemesi lazım ben çekmedim diyorum. İnanmıyorum diyemiyor elbet nezaketinden adam. Beraber bir bakalım mı belki çekmişsinizdir diyor. Tabii bakalım diyorum. Makinenin çektiği son 5 fotoğrafa bakıp çıkıyorum. Kolay gelsin diyorum ve gidiyorum. İşleri zor bir de bunlarla uğraşıyorlar diye. Ayağımıza basıyorlar, bin bir özür diliyorlar. Ağzımızda nezaket cümleleri tıklım tıkış bir park içinde başka bir dünyada gibi yaşıyoruz anları. Bir taşl dolu duvar var. Duvarın üzerinde her şey bedava ihtiyaç duyduğunuzu alın diyen bir kağıt var. İlaçlar var, yara bantları, su, meyve suyu, aklınıza ne gelirse. Hepsi devrilmeden orada duruyor. O hengamede bu bile saçma geliyor insana. Bedava ve almıyorlar. Talan edilmiyor. Kimse bu durumla dalga geçmiyor. Ama deli bir hırs var. İnsanlar sinirden hakaret etmeyi hak olarak görmeye başlamışlar. İnsan karşısındaki saygısız diye saygısız olmak zorunda değil. Ama şartlar zor bu yüzden her yerde malum şahıs ile ilgili küfürler ve hakaretler var. Ona oy veren kesim ile ilgili de konuşmalar olduğunu duyabiliyorsun. Herkesin kendi seçimi oysa… Bu can sıkıcı tarafı. Diyeceksiniz ki polis başlattı. Kimin başlattığı önemli değil. Kimse kimsenin ailesine hakaret etmemeli, kendine bunu yakıştırmamalı.

Aralarına karışmış bir sürü tasvip etmeyeceğim örgüt vardı. Bunları neden tasvip etmiyorum zamanında saptırılmış haberler ile beynimizin yıkanmasından dolayı olabilir. Gerçekten tehlikeli olduklarını ispat etmişlerdir, olabilir. Orası ayrı mesele. İsmini daha önce hiç bir yerde görmediğim örgütler gördüm. Değişik değişik bayraklar. Daha önce hiç görmediğim duymadığım söylemler. Aslında uzun bir süre de Taksim’de yaşamıştım. Diğer insanlara göre daha aşina olmam gerekir. Ama evden işe işten eve giden bir insan olduğum için ve o ara sokaklara girmediğim, eylem gördüğüm zaman vay devlet düşmanları buradaymış diyerek kenara çekildiğim için, bana dergi satmaya çalışan İstiklal Caddesinin ortasında durup duruken bağıran o gençleri dinlemediğim için örgütlerin amacını, savundukları şeyleri dinleme imkanım olmadı. Kaçar adım uzaklaştım. Öyle öğretildiği için öyle büyüdüğümüz için olsa gerek. Yadırgamıyorum. Biz devletini seven bir nesiliz. Darbelerden geçen sağ sol olaylarında sıra arkadaşlarını kaybeden annelerimiz, babalarımız var. Korudular bizi. Haklılardı. Biz de uslu çocuklar olduk ne sağcı ne solcu. Doğrusu buydu. Kendini kurtarmayan devleti kurtaramazdı. Bencil olduk normal olarak. Tek amacımız kendimizi kurtarmak oldu. İşte ne kadar kurtarabildiysek…

Dezenformasyon o kadar çoktu ki biz ki deneyimli sosyal medya kullanıcılarıyız bizim bile tuzağa düştüğümüz durumlar oldu. Yanlış olduğuna inandığımız haberleri sildik. Bazen öyle hızlı davrandık ki bu haberlerin Twitter’da RT almamasına sevindik.

Ben çılgın gibi evde yemek yapmaya başladım. Yeni tencerelerim ile yemek yapmak resmen terapi gibi geldi. Aylardır mutfağa girmişliğim yok.  Soğandan, sarımsaktan çıkardım acısını. Sinemaya gitmeyi çok severim zaten. Haftada iki gün sinemaya gitmeye başladım. Bir gittiğim filme bir daha gidiyorum. Film bitmesin istiyorum.

 

En son dün gece uyuyamadım. O videoları, şiddeti seyredince uyuyamıyorsun. Saat 4 olmuştu ben bir kitap daha bitirmiştim. Bu gece ilk defa rüyamda gündemle ilgili bri şey görmedim. Belki 4’te uyuduğum içindir. Oysa günlerdir rüyamda direnişin sembollerini görüyordum. Bir gün kırmızılı kadın, bir gün dövülen gazeteciler, bir gün gazdan korkup ağlayan çocuklar arada basın açıklaması yapan Vali Bey…

 

Kafam hep onlarla meşgul oluyordu. Yaptığım işten dolayı kafamızı sosyal ağlardan kaldırmamak ailemizin yaşadığı yerlerden dolayı eylemlerin arasında mecburen kalmak bir de bunun yanında hastalıklardan dolayı oraya bilinçli olarak gidip insanların yanında olamamak insana kendini elinden geleni yapmamış hissettiriyor.

 

Tüm halk yoğun bir travma geçiriyor. Emin yalnız değilim. Söyleyeceklerimiz, söyleyemediklerimiz, söylenince ciddiye alınmayacağından emin olduğumuz cümlelerimiz var içimizde. Umudumuz da var elbette. Ama hepsinden önce hepimizin terapiye ihtiyacı var…

Berna Mutlu Aytekin

Senin yorumlarınla bu yazı daha güzel olacak