Celal Tan ve ailesinin aşırı acıklı hikayesi

Dün gece uzun zamandır beklediğim bir filmin galasındaydım. Koltuğa otururken gün içerisinde o kadar çok yorulmuştum ki, ‘Umarım çok çok çok gülerim’ diye geçiriyordum içimden. Evet hikaye gerçekten çok acıklı. Spoillersız anlatmaya kalkınca anlatması da zor.

Kısaca konusu şöyle:

Anayasa Hukukçusu Celal Tan genç ve güzel eşi, yaşlı annesi, oğlu, kızı ve torunu ile yaşamaktadır. Çevresinden çokça saygı görmektedir. Mutlu aile tabloları tam da kendisinin doğum günü akşamında birden aşırı acıklı bir hal almaya başlar. O gün evdeki doğum günü partisine davetli bir misafir olan genç eşinin ağbisinin gelmesiyle daha da acıklı bir hal alan film son dakikaya kadar yüzünüze ‘Neden güldüm ki ben buna? Hiç gülünecek şey mi?’ diyen bir gülümseme oturtuyor.

Aileler her zaman dışarıdan görüldüğü gibidir. Yapılması gereken şeyler vardır, söylenmemesi gereken şeyler vardır, konuşulmaması gereken ama konuşulmayınca da yanlış anlaşılmalara oldukça müsait şeyler vardır. Dışarıdan görüldüğünde imrenilen aile tabloları gerçek olmayabilir. Sonunda her şey unutulur ya da hiç yaşanmamış varsayılır. İnsan, doğduğu andan beri tanıdığı insanlar içinde yaşamanın kendisine verdiği rahatlığı, onlara duymak zorunda hissettiği saygıyı düşündüğünde uğruna katil olabilecek kadar huzursuz anlar geçirse bile evine yuvasına katlanabilir. ‘Etraf ne der?’ diye düşünmek eylemlerini kısıtlayarak hamleler yapmasına engel olabilir. Önemli kurumların başındaysa, o zaman rahatlıkla hareket edebiliyor olmalı. Hukuku biliyorsa, hangi şartlar altında işlendiğinde suçlunun hangi cezayı alacağını bilmek ya da polis ise katilin nasıl yakalanacağını bilmek kişiyi kusursuz bir katil yapabilir. Filmin oturtulduğu zemin bu.

Filmde Selçuk Yöntem Celal Tan’ı, Bülent Emin Yarar, Özge’nin kör ağbisi Ergün’ü, Ezgi Mola, Celal Tan’ın kızı Jülide’yi, Türkü Turan, Celal Tan’ın gen. eşi Özge’yi, Alpay Şayhan, Jülide’nin oğlu Ege’yi, Tansu Biçer, Celal Tan’ın oğlu Kamuran’ı, Yılmaz Gruda Kamuran Hanım’ın aşkı Nida Bey’i, Ushan Çakır Okanî, Tuğra Kaftancıoğlu diğer Okan’ı Cengiz Bozkurt Polis memuru Hakkı’yı, Güler Ökten, Celal Tan’ın annesi Kamuran Hanım’ı, Koksal Engür, Celal Tan’ın arkadaşı Turan Altaylı’yı, Gazanfer Ündüz ise Rektör’ü canlandırıyor. Filmin Aştın Portakal’dan eli boş dönmediğini hatırlatmak da fayda var. 18. Altın Portakal Film Festivalin’den En iyi Film, En iyi Senaryo, Jüri Oyunculuk Özel “Toplu Performans” Ödülü (Tüm oyuncular) alarak vizyona giriyor.

Oyunculuğa bakarsak hiç bir sahnede diğerini bastıracak kadar çok değil. Daha doğrusu hiç bir oyuncunun yönetmenin gözde oyuncusu olmadığını gördüm. Tabi bir kaç tiyatral sahnenin dışında. Bülent Emin Yarar’ın biraz daha fazla yer aldığını söyleyebilirim. Metinler taşı gediğine oturtacak şekilde ve Yılmaz Erdoğan’ın dediği gibi araya serpilmiş ‘Küçük Şakalar’ ile dolu bir film. Her şeyle dalga geçiyor. 

Ezgi Mola ve Selçuk Yöntem oyunculuğun zirvesine çıkmışlar diyebilirim. Onur Ünlü’nün daha önce Polis filmini seyretmiştim. O  filmde bana ne değişik bir yönetmen dedirtmişti. Aynı yönetmenden güzel oyuncular ile bu filmi seyretmek genel anlamda çok keyifliydi. Kendimden beklemediğim tepkiler verdim seyrederken. Beni çokça şaşırttı diyebilirim.  Bülent Emin Yarar’ı yüzüne aşinayım ama daha önce hiç bir filmde seyrettiğimi hatırlamıyorum. Tiyatro ile de aram pek yok. Fakat kendisinin oyunculuğu çok yüksekti. Bu benim uzun süredir aklımda olan bir durumu da tetikledi. Son zamanlarda takıldığım bir olay bu. Tiyatro oyuncularını sinemada görmek isterim elbette. Ama o perde zaten kocaman iken, ses sistemi bu kadar fısıltıyı bile kulağımıza net aktarırken oyuncunun tiyatro sahnesindeki gibi büyük oynama sevdasını anlamıyorum. Oldukça rahatsız oluyorum. Kocaman mimikler, kulağa tecavüz eden, durup dururken yükselen ses. Film’de yönetmen oyuncuların yüzüne daha da yaklaşarak hikayeyi bize anlattırmayı tercih etmiş. Bunun sonucu bir de bu bağıran oyunculuk beni çok rahatsız etti. Bir diğer rahatsız olduğum konu da temponun düştüğü yerlerde (filmin ortalarına doğru) gereksiz küfürler ve sevişme sahneleri ile toparlama durumuna gitmek. Ben bunu yönetmenin filmden sıkıldığı zamanlara ya da senaryo yazarının ‘bitse de gitsek’ dediği zamanlara benzetiyorum. (Filmimizde her ikisi de Onur Ünlü) Normal şartlarda çok küfür duymayı seven bir insan değilim. Beyazperde’de kan görmeyi de sevmem ama Quentin Tarantino’nun filmleri başkadır ya hani, Onur Ünlü filmlerindeki küfürler de beni hiç rahatsız etmemiştir. Behzat Ç’de ki küfürlerin de pek rahatsız etmediği gibi. İşte küfüre bakış açım bu. Ama bir çocuğun repliğinde, hem de küfür etmenin hiç yakışmadığı bir çocuğun repliğinde küfür olduğunda ya da yaşlı bir kadının manasızca küfür ettiğini görmek bana çok hoş gelmedi. Daha doğrusu gereksiz geldi.

Filmde oldukça fazla detay var. Her detayda biraz daha gülmeye başlıyorsunuz. Bu hafta sonunun mutlaka görülmesi gereken filmlerinden. Günlük yaşamdaki fark etmediğimiz ayrıntılara girmiş olması ve kurumlara çok güzel kroşeler atması sanırım bunca gülmeme yol açtı. Son olarak sinemanın çok da ciddiye almadan sanat yapacağım diye çok düşünmeden de iz bırakacak yapımlar yapacağının en güzel göstergelerinden biri oldu benim için. Umarım sizde keyifli bir zaman geçirirsiniz. Gala daveti ile günümü güzelleştiren Filmlerim.com‘a da teşekkür ederim. Kendisinin ismini beyazperde’de görmek de ayrı güzel oldu.

 


 

Berna Mutlu Aytekin

2 yorum

  1. hilal   •  

    Bence filmin yorumunu okuyucularınızı yanıltıcı şekilde yapmışsınız. Biraz film eleştiri siteleri ve dergilerini karıştırmış olsaydınız haftasonu için tavsiye edilecek başka bir film bulabilirdiniz.

  2. BMA   •     Yazar

    Merhaba Hilal Hanım,
    Kimseyi yanılttığımı düşünmüyorum. Sonuçta bu benim şahsi fikirlerimi aktardığım blogum. Blogumu sıkça okuyan okuyucularım az çok hangi filmleri beğendiğimi hangilerini beğenmediğimi de bilirler. Elbette ben de ilgimi çektiği kadarı ile sinema dergilerini ve bu şekilde yazıların yazıldığı sinema bloglarını okuyorum. Okumadığımı nereden biliyorsunuz? Hayatta her şey sizin istediğiniz gibi olmaz, insanların kendi fikirleri vardır ve bazı şeyleri beğenir bazılarını beğenmezler. Ben de şahsi fikrimi yazdım. Okuyucuyu yanılttığımı düşünmüyorum. Bunu anlayışla karşılamak ve karşı tarafı “Dergi vb okumuyorsunuz” diyerek suçlamamak lazım.

Senin yorumlarınla bu yazı daha güzel olacak