Bu sevdaluk olmasa

Seyretmeyi çok istediğim bir filmin galasına davetliydik dün gece. Sağ olsun Sinema e kolay galalarda bizi de görmek isteyenlerden biri.
Film tanıtımını seyredip uzun zamandır da doğru düzgün Karadeniz filmi seyretmediğim için  bayağı iştahlanmıştım. Sonuç benim için hüsran oldu.
Film müziklerinin coşkusunu filme de yansıtsalar daha sevinerek ayrılırdım salondan. Şarkılar için müzikolog Ayşenur Kolivar ile çalışılmış.
Filmin konusu, farklı dinlere mensup iki gencin aşkının toplumsal engellere takılması. Aslında konu bildiğimiz bir konu fakat işleniş biçimi yer ve zaman kavramı yüzünden farklılık yaratıyor. Konu 19. yy. da Karadeniz’de geçiyor. Osmanlı, yaptığı yasal düzenlemelerle hıristiyan tebaayı müslümanlarla eşit duruma getirdiğinde ise kilise gizli hıristiyanların dinlerini açıklamasını istemesi aşk yaşayan Esma ve Mustafa için zor süreç başlatıyor.
Oyunculuklara bakacak olursak duayenler elbetteki harika performans sergilemişler. Ayla Algan, Civan Canova, Alp Öyken‘in oyunculukları için oynuyor değil de yaşıyor diyebilirim.
Ulak filminden tanıdığım Mert Trenova‘ da bir çok deneyimli oyuncudan rol çalıyordu. Beyaz perde için oldukça umut verici bir oyunculuğu var.
Nihan Büyükağaç’dan da bahsetmek istiyorum. Başrol de oynayan Tuba Büyüküstün’ün ablasını Feriye’yi oynayan Nihan Büyükağaç hem “laz kızı” görünümüyle hem de şiveyi harika canlandırmasıyla oldukça etkileyiciydi.
Filmin gişesinin Tuba Büyüküstün’ü sinema da görmek isteyenler yüzünden oldukça yüksek olacağını göreceksiniz. Seyretmeye gittiğinizde yukarıda bahsettiğim oyunculukların filmi alıp taşıdığını göreceksiniz.
Karadeniz filmi doğa manzaraları ve güzel oyunculuklar beklerken. Filmin en çok diyaloglarından birine sahip Hakan Karahan’ın kötü oyunculuğu beni yıktı diyebilirim. Hele kendisini yaptığım işten dolayı tanıyorken ve sempati beslerken izlerken resmen kahroldum. Film boyunca insanın gözüne gözüne sokulan efektlere ise hiç değinmeyeceğim. Bir ara He-Man çıkıp gelecek bir yerlerden gibi hissettim. Şimşekler, ateşler dumanlar var. Çizgi filmlerde bile daha inandırıcı sahneler çekiliyor artık. Hele film için oldukça özenildiğini ve bu konu da oldukça iddialı olduklarını söylendiğinde. İnanmk zor gerçekten. Fransız Colin Mounier ile filmin doğası uyuşmadı anlaşılan. Kıyafetlerdeki renklilik o basmalar çantalar heybeler filmin çetrefilli aşk gölgesindeki mayışık havasına biraz renk katmış. Bahar Korçan’ın elinin değdiği belli.
Yüreğine Sor filminde Karadeniz denince akla gelen şeyler çok sıkıştırılmış bir şekilde ele alınmış. Karadeniz doğası bir köprü ile üzerinde pembe çiçekleri biten yeşil otlardan ibaret değil. En azından Sümela’yı görmek isterdi bu gönül. Neyse çekmemişler yapacak bir şey yok. Onun dışında film’de “Karadeniz halkı” 90 dakikalık Türk dizileri tadında iç bayan şekilde yavaş yavaş konuşan, düşünüp düşünüp hareket edemez gibi tasvir edilmiş. O fevri davranan Kanı deli akan Karadeniz insanını filmde göremedim. Halk oyunlarının yapıldığı sahneler çekmişler. Halk oyunlarından pek anlamıyorum. Bir halk, yöresine özgü oyunda oynanan adımları, hareketleri kendisinin yaşam biçiminden ve hal hareketlerinden almışsa eğer o kadar sert halk oyunu kültürüne sahip bir halk bu kadar mayışık hareket etmemeli bence.
Film, “Sevenler Kavuşsun” türü toplumsal mesajlar verse de bazı diyaloglar oldukça çarpıcı olmuş. Farklı din kavramının ufak bir çocuğa izah edildiği sahneyi seyredip aslında toplumun bakış açısının anlatılan gibi olmadığı görüldüğünde yaşanan hayal kırıklığı naif bir dille yansıtılmış.  Film de iki arada bir derede kalanlar var. Çok fazla ipucu vermek istemiyorum.
Diyaloglarda biri de şu: İki din arasında her şey aynı aslında ölümler, doğumlar ve nikahlar işi karıştırıyor.
Bu kadar basit olsa her şey…
Berna Mutlu Aytekin

Senin yorumlarınla bu yazı daha güzel olacak