Bizim oğlan domuz gibi deyze

Bugün ben bunu da gördüm. metrobüs’deyim. Nasıl tatlı bir ufaklık. Belli ki babası da pek seviyor anlamadığım bir dilde yanaklarından öpüp duruyor. Oğlan pis pasaklı burnu da akıyor devamlı. Konuşmayı da yeni öğrenmiş ama “baba” demiyor babası sürekli heceliyor ba-ba, ba-ba diye.. Metrobüstekiler de zaten bir telaş.

Biri hapşırdı mı, hemen herkes aynı anda ona bakıyor. Ama kimse çok yaşa demiyor o ayrı. Çocuk dışarı bakıyor sürekli. Ama dili dışarıda sürekli camı yalıyor. Yanında ki teyze pek titiz. Elinde mendil hiç bir yere değmiyor, tutunmadığı için düşecek. Malum kimse yer vermiyor İstanbul’da yaşlı teyzelere. Teyze birden asabi oluyor otobüsün dur kalk yapmasının da verdiği sıkıntıyla.

“Evladım, baksana domuz gribi var, mikrop hep oralar, camlara ağzını sürüyor çocuk” diyor. adam önce anlamıyor. yani cam yalamanın nasıl pis bir şey olduğunu kavrayamıyor belki de. “Yok deyze” diyor. Baksana bizim oğlana domuz gibi hiç bir şey olmaz evellallah” Levent Kırca’nın esprileri ve Hülya Avşar’ın E5’e çıktığı, AIDS’liyim diye kamyoncularla konuştuğu ve “atın ölümü arpadan olsun” cevabı aldığı eski bir haber aklıma geliyor. Gülüyorum. Mendilimi daha sıkı tutuyorum.
Berna Mutlu Aytekin

Senin yorumlarınla bu yazı daha güzel olacak