Biz büyüdük ve kirlendi dünya.

Eskiden yani gerçekten küçük bir kızken, korkmazdım merdivenlerden inerken. Koşa koşa varırdım apartmanın kapısına bir çırpıda. Nefes nefese de kalmazdım postacıdan mektupları alırken. Düşeceğim diye korkum da olmazdı ya ondan düşmezdim herhalde gözümde kocaman numaralı pembe gözlüklerle.  

Yolda kenardan kenardan da yürümezdim. Yanımdan yalpalayarak geçen insanlardan da korkmazdım. Yorgunluktan uyuyakalırdım yatağa yattığımda. Böyle gece yarısı kalkıp su içmez, kitap okuyayım da uykum gelsin düşünceleri olmazdı kafamda. Bir okulun ilk günü uyuyamazdım herhalde. Bir de arife geceleri. Onun dışında deliksiz uyurdum.

İnsanlar böyle kolay kolay incitmezdi beni 15 -20 yaşlarımdayken. Samimi olurduk bunun karşılığını insanlar arkamızdan dolap çevirmediğinde alırdık. O yeterdi kimseden de bir beklentimiz olmazdı zaten. Dostluk, fikir alış verişi, “Aaaa sende mi onu dinlemeye bayılıyorsun? Bende. Yeni kasedini aldım. Yarın getiririm sana istersen. Walkman’im de dinleriz.”  “Size gelmeme izin vermiyor annemler ama sen bize gelebilirmişsin? Gelsene bize? Hem Eduardo’yu seyrederiz.” Bu kadar safmış işte  yaptığımız paylaşımlar bile.

Telli telli. Yeni türkü. Bu şarkıyı çok severim, her dönemde dinlediğim de farklı bir tad bırakıyor bende. Bu aralar dinlediğim de aklıma gelen ise. Kirlenen şeyin dünya olmadığı. Belki fazla hızla büyüdüğümüz. Hiç bir kötülüğün ise küçükken bize değmediği. Küçükken her şey temiz ve kirlenmemişti.

Öyle küsmeler eskiden sanırım daha az vardı. Ben hiç hatırlamıyorum çocukken, “çocuk gibi küstüğümü” Şimdi ise küsmek diye bir şey olmuyor ya yine. Hayatından çıkarmak diye bir şey var, sana ulaşım yollarını kapatıyorsun. Özür dilemesine fırsat vermiyorsun. Geçen gün Tunç Kılınç‘ın güzel bir oyununa katıldım. Gecenin bir yarısı da olsa, o bir zamanlar yollarını kapadığım arkadaşı aradım. özür dilemek kendi yüreğimi hafifletmek için. Göze almıştım ona ulaşamamayı. Zaten saat de geç, kapalıdır telefonu diyordum. Olsun dedim aradım. Telefon numarası değişmiş. İçimi bir üzüntü kapladı. Cesaretimi toplamış, ” Bize ne oldu? ” demek için aramıştım halbuki. Senelerin getirdiği başka bir teknolojik nimetten faydalanmak aklıma geldi sonra aklıma. MSN’ den ulaştım. Sesini duyamasam da hiç bir şey olmamış konuştuk. Aramızdaki sorun kayboldu. Aradan seneler geçse bile zamanında yaşanan şeyler güzel diye belki de, yine sımsıkı olabiliyormuş aramızdaki bağlar. Güzel uyudum ben o gece. Sıcak, kesintisiz bir uyku ve sabaha gülümseyerek uyandım.

Berna Mutlu Aytekin

1 Yorum

  1. derya   •  

    Nekadar da guzel anlatmissin olup biteni. Hem gulumseyerek hem de huzunlenerek okudum. Hepimiz ayniyiz aslinda insanlar olarak, ve benzer seyler hissediyoruz yasiyoruz sadece olaylarin akisi farkli , bir de zamanlari ve yerleri o kadar.. Katiliyorum, ben de cogu zaman cocuklugumu dusunuyorum da ozeniyorum o gamsizligima. Hersey ne kadar da kolaymis o zaman, ne kadar hafifmis dunya/hayat.. Buyuyunce yasananlar agir gelip de bizi battaniyenin altina saklanip anne karnindaki bebek pozisyonunda yatiran, sanki dunyadaki tumkotuluklerden saklanir gibi, nedeni bu mudur acaba?

    Opuyorum..

Senin yorumlarınla bu yazı daha güzel olacak