Bir hikaye gibi gözükse de, yaşadım

Akşam saat 22:00 suları. Zaten yeniliyor milli takım. Eşim’den bir ses geliyor kapı mı çalıyor? diye. Ben hiç sanmıyorum halbuki! Saat geç oldu sen bi bak bakalım diyorum. Eminim kapının çalmadığına. Kapıyı açınca kimse yokmuş diyor eşim. Ben zaten ses olsa duyardım diye düşünürken bir mırıldanma sesi duyuyorum. Fısıl fısıl bi kız çocuğu sesi sanki uykuda konuşurmuş gibi birşeyler mırıldanıyor. Kendi kendine konuşuyor. Kapıyı açıyorum tekrar aşağı bakıyorum. Lüle lüle saçları var minikte bir yüzü. Kimse kapıyı açmamış ona çaldım çaldım kimse açmıyor kapıları diyormuş meğerse kendi kendine, fısıl fısıl. Belli ki kapıyı çalmaya yeterince gücü yok ses çıkaramıyor kapıyı vurunca elleri. Boyu da kısacık zaten 4 yaşındaymış ne kadar uzun olabilir ki 4 yaşında bir kız çocuğunun boyu.
Kapıyı açıp içeri alıyorum. Diretiyorum sana su vereyim diye, ama  içmem diyor başka birşey demiyor. Birisi tembihlemiş onu sakın içme birisi sana bişey verirse diye. Tatlı da birşey. Adım Sıla dedi. Alıyorum kucağıma. Dur bi dakika, ben ayakkabılarımı çıkarıcam diyor. Çıkarmadan gir birşey olmaz dediysem de dinlemiyor. İniyor kucağımdan paspasın üstünde çıkaryor ayakkabılarını. Dışarıda feci bir yağmur var. Her yeri sel götürüyor. Sıla’nın ayağında, ayağına büyük gelen beyaz sandaletler var arkasından sıkıca bağlanan ayağından çıkmasın diye. İçine de kısacak çoraplar giydirilmiş. Üşür diye düşünülmüş herhalde.
Apartmanın en üst katındayım. Apartmanın, ayakkabılarımı bağlamak için eğildiğimde beni bile görmeyen sensörleri var. Sıla, saatlerdir ses çıkarmadan aşağı katın kapısında oturuyormuş. Babası hemen geleceğini söylemiş. Onu orada bırakmış gitmiş. “ Sakın gitme burda kal ” demiş. Eline bir şu apartman kapılarına, posta kutularına yapıştırılan bir çilingirin telefonun yapışkan, ıslanmış kağıdı. Babası “Bu kağıtta yazan benim arkadaşım eğer çok korkarsan onu ararsın, ama korkma, ben polis arkadaşıma gidip hemen geleceğim” demiş. “Sakın gitme” dedi babam diyor Sıla “ ama ben çok korktum lambalar bir açıp bir kapanıyor ya. Aslında babam çok kızacak bana lambalar var ya böyle açılıyor kapanıyor ondan korktum ben. Kapıyı da çalıyorum çalıyorum kimse açmıyor ” habire tekrarlayıp durdu. Babana bizim çağırdığımızı söylersin kızmaz sana, hem belki baban camiye gitmiştir seni bırakmaz burda diyorum. Yok yok o polis arkadaşına gitti hemen gelicem dedi ama gelmedi diyor. Bense bir şeyler öğrenicem hakkında diye uğraşıp duruyorum. Önce yaşını öğrendim, babasının adını öğrenip. babasının nerde olduğunu, annesini soruyorum. “Nerede annen? O da babanın yanında mıydı?” diyorum. O zaten gitti, hiç gelmiyor derken gözleri doluyor. Sesi de buruklaşıyor. Sorduğuma soracağıma pişman oluyorum. Allahtan televizyonda “Buz Devri” var, onu açıyoruz. Çocuk işte sonuçta. Hemen gülümsemeye başlıyor. “ Ben bunu seyretmiştim” diyor. “ Hadi bi daha seyredelim, bende seyretmiştim ama olsun ” diyor eşim. Buz devri’ nin seyrettiğimiz kısmında ailesi Sid’i terketmiş, giderken de ayaklarını bağlamışlar ve özellikle su yolundan gitmişler ki Sid takip edip yollarını bulmasın diye. Çocuk anlamıyor muhtemelen ama benim iyice sinirlerim bozuluyor. Aç mı acaba diye soruyorum. “ Babam bana bizim ordaki bakkaldan cips aldı. Hem ben kendi kendime bakkala bile gidebiliyorum ”diyor. O bakkal yakın mı buraya diyorum, bi yandan bari evini öğreneyim diye. Çok yakınmış. Eşim polisi aramaya koyuluyor bende karşı komşuya gidip belki apartmandan bir çocuktur bir soruşturuyorum. Karşı komşunun söylediğine göre bizim apartmanda hiç çocuk yokmuş ayrıca Sıla’yı da tanıyan kimse yok. Dışardan babasının sesi geliyor. Sıla hemen duyuyor sesi. Babam geldi. bana sesleniyor çok kızacak diyor bir yandan da. Evimin kapısından girerken minik elleri ayakkabılarının bağlarını nasıl yavaş yavaş açıyorsa, aşağı koşmaya çalıırken de o kadar hızlı hareket ediyor parmakları ayakkabıları bağlamak için. Dur gitme baban gelsin buraya diyorum. Babası artık nasıl çıktıysa apartmanın kapısından koşa koşa  hemen yanımızda bitiyor. Bir sürü dua ediyor. Korktun mu çok diyor babası. Sıla lambaların açıp kapanmasından dertli ondan bahsediyor çabuk çabuk. Sıkıca da tutuyor elini babasının bir daha bırakmasın diye. Eşim bir problem mi var idye soruyor aslında yokta var aslında diyor babası. Söylediğine göre eşini bizim alt katta tutuyorlarmış. Onu almaya gelmiş. Ama kapıyı açmıyorlarmış. Eşi ordaymış biliyormuş ama kapıyı açmıyorlarmış ona. Polisi getirmiş kapıyı açtırmak için. Polisi almaya gitmiş Sıla’yı da ıslanmasın diye apartmanda bırakmış. Söylediğine göre. Teşekkür ediyor, alt kattakileri tanıyıp tanımadığımızı soruyor. Daha evime taşınalı 1 hafta olmuş ben kimseyi tanımıyorum. Eşim biraz sinirli çocuğu çok korkuttunuz diye birşeyler mırıldanıyor sonra acele bir şekilde kapıyı kapatıyor.  Bütün gece polisle beraber kapı çalınıyor ve kimse açmıyor kapıyı. Gidiyor sonra Sıla ile babası yalnız.

 İnsan objektif bir şekilde bir şeyler düşünmeye çalışıyor. Acaba kadın haklı mı evden giderken? Adam kötü bir şey yapmış olmasa, kadın evden gider mi çocuğunu bırakıp? Nasıl bir kadın ki çocuğunu bırakıp gitmiş? Bütün gece bunu konuşup duruyoruz. Pek objektif olamıyoruz sanırım. İçim daralıyor, gece uyku da tutmuyor zaten yağmur kıyamet dışarısı. Her yağmurda düşünürüm. Çok korkarım şimşek çaktığı zaman, dışarıda kalan insanlar var diye. Sıla’yı babası bir apartman boşluğun da bırakmadı benim ilk başta düşündüğüm gibi beraber evlerine gittiler. Onlar sokakta kalmadı biliyorum. İçimi rahatlatmaya çalışıyorum şimdi. Ama dışarıda başka insanlar var. Biliyorum. Ne yapsam da yine rahatlamayacak içim..

Berna Mutlu Aytekin

Senin yorumlarınla bu yazı daha güzel olacak