Paranın temizi olmaz

bankacı
Bankacılık serüvenimin ortalarından bir hikaye ile başlıyorum. Hikaye dediğime bakmayın gayet gerçek, şahitlerim var.
Ülkenin en iyi bankalarından birinde gişe yetkilisi olarak çalışıyordum. Gişe yetkilisi ama kıdemli gişe yetkilisiyim. Yanımda gişe de oturan herkesden daha eskiyim. Ukalalık hat safhada. “En çok bana soracaksınız ben saksı değilim” diyen Erol Büyükburç konumundayım. Görmediğim durum başıma gelmeyen ilginç şey kalmadı. Daha göreceklerimde varmış demek ki bunu o zamanlar bilmiyorum.
Sıcak bir yaz günü, gerçekten ama gerçekten çok fena kokular saçan iki genç adam şubeye teşrif ettiler. Beyazlar giyinmişler ama beyazlar artık beyaz değil. Taksim’de görmüşsünüzdür. Beyaz uzun şalvarlar ve uzun gömlekler giyen insanlar. Araplar gibiler ama Arap değiller kafalarında da simitleri örtüleri yok. Nasıl bir koku. Bir an önce işlemleri bitireyim de arkadaki Türkan Teyze’nin işlemine geçeyim diyorum kendi kendime.
Türkan Teyze şube müşterimiz. Tanıyoruz seviyoruz kendisini. Eski model çiçek kokusu parfüm kullanan, döpiyeslerini giyip ve inci kolyesini takıp gelen eski müşterilerden. Sık sık gelir. İşlemini bitirince bize “Hayırlı vazifeler kızım” der ve gider. Türkan Teyze de karşımda bankta oturmuş gözümün içine bakıyor. Elimle işaret yapıyorum “5 dakikaya alacağım sizi” diyorum. Bu cümlede klasik bir bankacı cümlesidir boyun hafif bükülür gülümsenerek söylenir.
Önümdeki iki genç adam kendi aralarında anlamadığım bir dil konuşuyorlar. Dilin ne olduğunun önemi yok ama pek nazik bir dil olduğunu sanmıyorum. Sanki birbirlerine yabancı bir dilde küfür ediyor gibiler. Konuşmaları nihayet bittiğinde bozuk aksanlı bir Türkçe ile para yatıracaklarını başka bir ilde hesapları olduğunu oraya yatırmak istediklerini söylüyorlar. Gerekli kimlik kontrolü ile o hesabın onlara ait olmadığını anlıyorum. Yapacakları işlemin para yatırma değil havale işlemi olduğunu masrafa tabi olduğunu söylüyorum. Masrafsız işlem yaptıramadıklarını anladıklarında “Masrafı neyse veririz yeter ki para o başka şehirdeki hesaba yatsın” diyorlar. “Parayı verirseniz sayayım ya da ne kadar yatıracağınızı söyleyin masrafı hesaplayayım” diyorum. İçimden de “Bu pis kıyafetli kokuşuk adamlar masrafı duyunca nasıl olsa cayarlar az daha sık dişini Berna (kapa burnunu)” diye geçiriyorum. Yatırılacak rakamın %0,3 ‘ü masraf olarak kesilecek deyince adamlar birden yere eğiliyor. İkisi birden. Arka bankta oturan yaşlı teyze’nin gözleri kocaman açılıyor benim de öyle. “Tamam Berna. Buraya kadarmış. Bunlar soyguna geldiler silahları şimdi dayayacaklar başına. Hiç uğruna öleceksin.” diyorum.
Adamlar yerden kalkmıyor bir türlü. Teyzeye kaş göz yapıyorum ama. Teyze’den de bir tüyo alamıyorum. Suratları yere çömelmekten kızarmış iki esmer adam ellerinde bir sürü para ile yerden kalkıyorlar. Paraları gişeye koyup saymamı istiyorlar. Manikürlü ellerimle pis adamların pis paralarını sayarken çantalarından para çıkarmışlar demek ki diyorum o kadar parayı çıkarmak için eğildiler demek ki.
Az buz para değil o zaman 200’lük ve 100’lük banknotlar yok. En büyüğü 50 TL’lik olan destelerden toplamda 60.000 TL. para yatıracaklarmış. Say say bitmiyor. Yurt dışından gelen kişilerde sahte banknot olabileceği şüphesiyle parmaklarımı daha da bastırıyorum banknotların üzerine. Sadece elinizle anlayabileceğiniz bazı işaretler kağıt kalitesi gibi unusurlar söz konusu oluyor bankacılıkta. Onlara dikkat etmeye çalışıyorum.
Masrafı alıp havaleyi yapıp pis kokulu bu müşterileri yolcu ediyorum. “Yine bekleriz” diyorum. Ağız alışkanlığı işte.
Türkan Teyze’yi gişeye alıyorum. Ona her zamanki gibi limonlu şekerli bir çay söylüyorum. “Siz çayınızı içerken ben ellerimi bir yıkayıp hemen geliyorum” diyorum. Türkan Teyze arkamdan sesleniyor: “Aman kızım iyi yıka!”
Protex ellerimi bakterilerden arındırıyor ama burnum da ki o koku gitmiyor bir türlü. Aynada saçımı düzeltirken pis kokulu adamların kapıdan çıkışları aklıma geliyor. Ellerinde çanta olup olmadığı. Olmadığından eminim. Yerime geçmeden etrafa bakıp güvenlik görevlisini uyarıyorum. “Belki çantalarını burada unutmuşlardır. Bir kolaçan edelim etrafı, içinden bir sürü para çıkardılar. Burada unuttular ise birisi de onlar gittikten sonra çalmışsa ortalık ayağa kalkar.” diyorum. Yazıyorum senaryoyu kafam da. Oysa ne çanta gördüm ne de poşet. Sadece paraları yerden aldıklarını gördüm.
Türkan Teyze’nin çayı yarılanmış her zamanki işlemine başlamışken çantayı görüp görmediğini soruyorum ona da. “Ne çantası, adamlar parayı çantayla getirmediler ki evladım” diyor. “Eee Türkan Teyze nereden çıkardılar parayı o zaman diyorum. Sığmaz ki o kadar para cebe. Kızarıyor Türkan Teyze. Cevabı kulağıma söylüyor. Utana sıkıla.
Sizce paralar banka şubesine nasıl gelmiş olabilir?
A) Çoraplar ile ayak bileklerine sıkıştırılarak,
B) Beyaz entarinin içinde İç çamaşırlarının içine tıkıştırılarak,
C) Hem çoraplar hem iç çamaşırları
Çıkardığımız ders;
1-Para ile imanın kimde olduğu belli olmaz.
2- Özellikle para saydıktan sonra elleri iyi yıkamak gerekir. Paranın nerede saklanacağı belli olmaz.
Berna Mutlu Aytekin

1 Yorum

  1. arzuçelik(öztürk)   •  

    yorum bırakıyorum:yorum:parayahiç o açıdan bakmamıştım.açımıza açı açtığın için geniş açı olduk müteşekkürüz:))

Senin yorumlarınla bu yazı daha güzel olacak