Bir Ayasofya Fotoğrafının hikayesi

Uzun zamandır tarihi yarımadaya gidelim diyordum eşime. Gidelim, çünkü hiç gitmedim. Ben nasıl İstanbulluyum diyorum. Gidelim bu hafta sonu gidelim. Müze kartımızı alırız önce Ayasofya, sonra Sultanahmet Camii en son da Süleymaniye Camii’ni gezeriz. Hafta sonu ne kadar harika geçer.

Hep bir terslik çıkıyor. Bir mani. En son gidelim dediğimiz hafta ben malum kaza ile ayağımı kırdım. Ayasofya gezimiz tam bir buçuk ay daha ertelenmek zorunda kaldı. Alçı çıktı nihayet biraz biraz üstüne basmaya başladım. Hala aklımda iyileşeyim de Ayasofya’ya gideriz diyorum eşime. Tam iyileşemediğim için 20 gün kadar az yürüyüş yapmamı önerdi doktor. O süre de geçince ben, arkadaşım Fatmagül ve eşim doğru Ayasofya yollarına düştük.

Müze kartlarımızı aldık. Ne süper gündü. Yürümeye hemen adapte olamadığım için sürekli bir yerde oturup dinlene dinlene Ayasofya’yı gezdik. Şimdi sizinle paylaşacağım fotoğraf işte o gün çekildi. Kaygan bir yokuştan Fatmagül’ün koluna tutuna tutuna indim. Ayasofya’nın içinde benden 20 metre ötede bir çift tahta sandalye gördüm. Oraya oturalım dedim Fatmagül’e. Yorulmuştum. Oturduk. Bir yandan da sohbet ediyoruz. Hatta her zaman olduğu gibi ben heyecanla bri şeyler anlatıyorum. Birden onu gördüm. Tam solumdan yürümeye başlamıştı. Birazdan önümden geçecekti. Pembe ile mor arası çarşafı yüzünün her yanını kapatıyordu. Ayasofya’nın mermer zemininde hızlıca yürüyordu. Benim makinem çantamdaydı. Ondan gözümü ayırmadan makineyi nasıl çıkardım, ayarları nasıl yaptım hiç bilmiyorum. İlk çektiğim fotoğraf güzel olmadı. Ama ikinci çektiğim fotoğraf beni çok mutlu etti. Üçüncü kareyi çekemeden kadraja başka turistler girdi.


Bu tür çekimlerden sonra eve gitmeyi dört gözle bekliyorum. Ya bulanıksa, ya net değilse, ya fotoğraf makinesinin ekranı beni aldatıyorsa. O gün de eve gidene kadar içim içimi yedi. Fotoğrafı gördüğümde ise bir daha böyle bir kareyi yakalayamayacağımı düşündüm. İyi ki hızlı davranmışım ve fotoğrafı çekmişim.

Fotoğrafı instagramda paylaştım. Bir çok kişinin güzel yorumları oldu ama en ilginç yorum NAO Travel adındaki bir derginin instagram hesabından geldi.

NAO Travel gezginlerin yine gezginler için hazırladığı Meksika, Şili, Arjantin, Portekiz, İspanya, Çin ülkelerinden ortakları olan Meksikalı bir dergi. İspanyolca yayın yapıyor. Fotoğrafımı beğenip kendi sosyal ağlarında paylaşmışlar. Ben de beni mention’lamaları sayesinde Twitter’dan haberdar oldum. Türk kullanıcıların büyük kısmı fotoğrafımı paylaştıklarında isim belirtme gereği duymuyorlar. Eğer ortak takipçilerimiz fotoğrafı RT ederse ya da haber verirlerse paylaşımdan haberim oluyor. İspanyollarda adet böyle değilmiş. Arayıp sizi buluyorlar.

Sosyal ağlarda paylaştıkları yetmemiş bir de Ocak – Şubat sayılarında fotoğrafıma yer vermişler. İsmimi de paylaşmışlar. Beni de instagram hesabıma not bırakarak haberdar etmişler.

nao travel bernam

İletişime geçmek istediklerini iletmişler, bir mail adresi paylaşmışlar. Şimdi ise bana dergilerinde yer vermek istediklerini, gezginler için öneriler paylaşıp paylaşamayacağımı soruyorlar. Benim için oldukça heyecan verici bir haber. Yayıncılığın farklı ülkelerde bu kadar özenli yapıldığına şahit olmak da ayrı güzel oldu.

Fotoğrafçılık ile ilgili daha önce de güzel haberler almıştım ama bu habere ayrı sevindim. Sizinle bu güzel haberi, heyecanımı paylaşmak istedim. Benim için sevinin olur mu?

Sevgiler…

Berna Mutlu Aytekin

2 yorum

  1. Perihan Gürer   •  

    canı gönülden tebrik ederim. kısa bir süre önce takibe almış olmama rağmen heyecanla yazdıklarını ve fotoğraflarını takip ediyorum, bence çok güzel bir gözün var. gönlünce çekebildiğin, keyifli fotoğraflar ve nice başarılar dilerim

  2. Berna Mutlu Aytekin   •     Yazar

    Teşekkür ederim. Beğenmenize çok sevindim. Fotoğraf çekerken hem kendimi hayattan soyutluyorum hem de sanki kulağımda şehrin kalp atışlarını dinlediğim bir stetoskop takılı oluyor. Benim için büyük terapi. Umarım daha çok vakit ayırabilirim.

Senin yorumlarınla bu yazı daha güzel olacak