Bilimsel bir gerçek

Küçük bir ablaydım ben. Her ne kadar küçük de olsam ablaydım. Aramızda 5 kocaman yaş var. Ranzamızın alt katında ben üst katında kardeşim yatardı. Güzel filmleri seyredemeyip erkenden yattığımız için kulağımız televizyonun sesinde olurdu. Ama bazen yağmur yağardı. Şimşek çaktığını duyduğum an yerimden zıplardım. Kafamı yorganın altına gömüp, ellerimle kulaklarımı kapar, çabuk bitsin diye dua ederdim. “Allahım şimşek bizim evimize düşmesin sen annemi, babamı, Doğanımı koru

Şimşek elektrik demek, 220 volt ile çarpıldığım için pek hoş bir şey değil elektrik biliyorum. Evimizde yüksek, elektrik yüksek yerlere düşer, bizim evimizde paratoner yok. Her şimşek çaktığında bizim evimize de “şimşek düşer” diye endişeleniyorum.

Kardeşim küçük olduğu için ablalık görevlerim var. Korku filmlerini izlerken “Ablacım biliyorsun dimi o dinozorlar maket, o yangını nasıl yapıyorlar biliyor musun çakmak yakıp kameranın önüne tutuyorlar sen orman yandı zannediyorsun, vampir diye bir şey yok sen hiç dişleri öyle olan insan gördün mü hem o içtikleri de kan değil bildiğin vişne suyu hani babamın aldığı Çardak’lar var ya koyu renk…” diyerek gece uykusunda sayıklamasını falan önlemeye çalışıyorum aklımca. Koskoca Steven Spielberg filmlerinde Çardak marka meyve suyu kullanacak. Bendeki akla bak. Ama kardeşim küçük ne desem inanır. Korkmasın böyle basit şeylere diye sürekli bir yol gösterici durumundayım.

Ama ben nasıl korkuyorum gök gürültüsünün sesinden, yağmur yağdı mı ne ablalık kalıyor, ne vampirler, ne dinozorlar. Şuursuz bir şekilde, Allah’ım ne olur bitsin bitsin elektrikten çarpılarak ölmeyelim diye dualar ediyorum.

Bir gün yine ranzada yatıyoruz bir yandan da oyunlar oynuyoruz.Matematik dersi benden daha iyi olan kardeşim bana soruyor; “Abla aklından bir sayı tut, şimdi ona 25 ekle, 5 çıkar 9 ‘la çarp…” Ben sonucunu nasıl bildiğini bulmaya çalışıyorum. Anlamıyorum. O keyifleniyor. Ben de “Hadi o zaman ingilizce kelime söyleyip ne anlama geldiğini tahmin etme oyunu oynayalım” diyorum. O derste de ben iyiyim. Henüz İngilizce bilemiyor, sinir oluyor. Bu konudaki hükümdarlığım da ancak o Almanca öğrenene kadar sürüyor. Sonrasında hayat gece uyumadan evvel pek oyun oynatmıyor bize ayrı yataklar ve ayrı şehirler…

Neyse ardından yağmur yağmaya başlıyor. Sesler geliyor. Ranzanın üst katından bana sesleniyor kardeşim. Yeni bir şey öğrendim diyor. Bense “Kulaklarımı kapayacağım sonra söylersin” diyorum. Fen dersinde öğrenmişler. Önemliymiş dinleyecekmişim. Of puf diyerek çekiyorum ellerimi kulaklarımdan. “Eee çabuk anlat” diyorum. “Gök yüzünde şimşek çakınca aydınlanıyor ya, sonradan da sesi geliyor hani. İşte aydınlanınca ses gelene kadar içinden yavaş yavaş say ses gelince saydığın sayıyı aklında tut. Of yine mi sayılar, yine mi aklında tut oyunu, yenileceğim sinir oluyorum. “Oynamayacağım o oyundan” diyorum. Yok bu oyun değil abla bilimsel bir gerçek diyor. Bilimsel bir gerçek? Bu çocuk yeni yeni kelimeler öğrenmeye başladı. “Eee neymiş bu gerçek anlat bakalım” diyorum. Bana bir şeyler öğretmenin verdiği böbürlenmeyle anlatmaya başlıyor. O ışığın görünmesiyle sesin gelmesi arasındaki süreyi 600 ile çarparsam yıldırımın düşebileceği yere olan uzaklığımı öğrenebilirmişim. Hatta 2 dakika da bir bu süreyi kontrol edersem yağmur bulutlarının uzaklaşıp yakınlaştığını da anlayabilirmişim. O bana söylediği 600 de metre birimiymiş. Hadi deneyelim, diyoruz şimşek çaktı say tek tek 6’ya gelince gök gürledi. Tamam demek ki 3.6 Km ötede tehlike var. 2 dakika sonra yine test ediyoruz. Bu sefer 10’a kadar sayabildim. Çarpınca 600 ile demek ki 6 Km. ötedekiler korkmalı bizim burada tehlike geçti. Çocukluğuma dair öğrendiğimde en çok sevindiğim bilgilerden birisidir bu. Şimdi gök gürültüsünden uyuyamadığım da hemen sayar uzaklığa bakarım. Uzak ise benim için tehlike yok… Hayattın tehlikeli kısmını sadece doğa oluşturmuyor maalesef…

Şimdi kardeşim Diyarbakır’da, uzakta, askerde… Biliyorum ki  gök gürültüsünün yaşatabileceği tehlike ona şu an yaşadıkları kadar dokunmayacaktır. Şimşekler çakıyor günlerdir. Yolda kalabalıkta, asker yakınlarını taşıyan otobüslerde, dağda nöbet tutan karakollarda her yer de…

Kendim için değil de Diyarbakır’da evine geri gelmek için gün sayan kardeşim için bir hayli korkuyorum…

Görsel Hasan Yalçın’a aittir. Şu adreste yer almaktadır.

Berna Mutlu Aytekin

5 yorum

  1. musa   •  

    ben yıldırımdan çok korkuyorum 11 yaşındayım lütfen cavap verineve yıldırım düşermi

  2. BMA   •     Yazar

    Yıldırım genelde çok yüksek binalara düşer (onlar da bunun önlemini alırlar zaten paratoner kullanırlar) onun dışında eve düşmesi çok nadir olur. Çok zor bir ihtimal. Yazıda okuduğun gibi eğer gökgürültüsü sesi ile gökyüzünü aydınlatması arasındaki zaman birbirine çok uzak ise zaten bu olasılık da ortadan kalkar. Sonuç olarak çok korkmana gerek yok. Düşmez 🙂

  3. seda   •  

    Ben simsekten cok korkiorum 13 yasindayim 11. Kattayiz hergun hava durumuna bakiorum ve nezaman simsek gorursem bana bisey oluyor ben coook korkiorum yarin yine simsekli bir gün olcakmis ama ben simdiden korkmaya basladim herkez korkma dio ama ben….. olmuyor korkuyorum hemde cok lutfen birisi cevap yazsin please…♡♡

  4. Berna Mutlu Aytekin   •     Yazar

    Seda’cım ben 35 yaşındayım ben de korkuyorum. Yapacak bir şey yok. Saklanıcaz yorganın altına. Öperim sevgiler 🙂

  5. BostonDK   •  

    Özetle şimşeği görünce 3’e kadar say (ya da 3 saniye tut) gök gürültüsünü bu 3 saniye içinde duyarsan eve çok yakındır. O zaman yorganın altına gir.

Senin yorumlarınla bu yazı daha güzel olacak