Bir güne daha el salladım, giden gitti. Ve o günün şahitleri de gayba karıştı

Bir gün daha bitti. Bahar gelmiş neyime. Sabahın kör vaktinde evden çıkıp bol klimalı bir karanlık ofiste günün güneşi batasıncaya kadar çalış. Yorul. Akşam olsun koş koş eve koş. Hep aynı tempo. yorgunluk. Oysa benim daha seyredecek bahar dallarım var. Daha sarı açılmış çiçeklerin hangi meyva ağacında açtığını araştırıp şaşıracağım. Bahar gelmiş neyime. Sadece hafta sonları yaşanacaksa güzelim nisan ayı bahar gelmiş neyime. Of sıkıldım. Oysa bugün paylaşmak istediğim şeyler vardı…
Hafta sonu evime davet ettiğim çalışma ve mesai arkadaşlarım için, deneysel çalışmalar yapmıştım. Onlardan bahsedecektim ama içimden gelmiyor. Keyfim kaçtı. Hem bugün faili meçhul kıyaklar yapacak kişilerde bulamadım, fikirlerde… fikir atölyesi ‘nden edindim bu alışkanlığı da Aslında çok eğlenceli de ama biraz yaratıcı olmak lazım..
Hafta sonu için kahvaltıya küçük bir davet var evimde. Aslında misafirlerimi evime davet etmek için çok uzun zaman beklediğimi biliyorum, ama bu ev bana neler çektirdi. Bu yakınlarda evime bir konut sigortası yaptırmak bile istiyorum. Belki geceleri daha rahat uyuyabilirim. Evimde neler olduki şu 9 ayda. İnsanın ilk evi ve eşyalarının hepsi istediği gibi yepyeni olunca evde de güvende olmak istiyor. Ama malesef bu taşındığımızdan beri mümkün olmadı. Son 2 aydır pek bir sıkıntı yaşamıyoruz yine de yaşamayacağımız anlamına gelmiyor. Elektrik tesisatındaki kaçak, banyo kabinin suyu dışarı sızdırması tüm banyo’nun böceklerle dolması, doğalgazdan çıkan yangınlar 1 değil 2 değil 3 kere hem de. Evin rutubetten küflenmesi mi? En komiği de şu sanırım; yılbaşı gecesinde kombinin elektirik tesisatından dolayı bozulması yılbaşı gecesini titreyerek  geçirmek ve sabah olduğunda evi su basması.. En son bu gelmişti başımıza.. Su bastığında mili piyango’nun bize çıkmadığını da öğrenmiştik 🙂 moraller kat kat bozuldu bize çıksaydı muhtemelen evi yakar dışardan yanışını seyrederdik ama şimdilik ruhumuzu rahatlatması açısından sadece mumların yanışını seyrediyoruz. 1 ocakta şöyle bir şey demiştim; “Allahım bize bir şey mi ima etmeye çalışıyorsun? yok eğer gerçekten bu evden çıkmamızı istiyorsan tamam artık ev aramaya başlıyoruz” o günden beri mütemadiyen  ev arıyoruz, istediğimiz gibi bir yer hala bulamadık.  Bu yüzden evim evim güsel evim’i hala kimseciklerle tanıştıramadım. Bu kör talihi yeneceğim bu hafta sonu… Bakalım kendisini beğenecekler mi?
Aslında evim tam bir ikea evi beyaz koltuklarım ve kıpkırmızı bir halım var. Kocaman bir tv ve bir sürü bir sürü mum irili ufaklı. Evim siyah, beyaz ve kırmızı. benim içeri her girdiğimde içim aydınlanıyor halbuki siyah perdelerim hep kapalı. Maydanozlar ve naneler balkonda büyüyüp mutfağa transfer olmayı bekliyor. Duvarda en sevdiğim puzzle yenisi de sehpanın üstünde bitirilmeye çalışılıyor ben ve eşim tarafından… Aslında ev yerine bir otelde yaşamayı isterdim. Birileri herşeyi halletsin bana sadece keyif yapmak kalsın diye. Bazen sadece bunun için bile çalışıp bu yoğun tempoya katlanabileceğimi hissediyorum. yeter ki içeri girdiğimde içim açılsın. Hele yasemin kokulu mumlar yanarken bir kenarda oturmak sıcak bir çay elimde… Kesinlikle değer…
Televizyonda insanı kahreden Türkiye – İspanya maçı, aklımda hala şu düşen helikopterin günlerce bulunamayışı, içindekilerin soğuktan donarak öldüğü, sanki sonunu biliyormuş gibi Muhsin Yazıcıoğlu’nun yazdığı Üşüyorum şiiri, seçim sonuçlarını gördüğümde çalıştığım bölgedeki insanlarının seçimlerini anlamakta güçlük çekmem, Fazıl Say’ı anladığımı fark etmem o mektubun altına imza atmak istemem. Gerçekten kafam karışık. ve çok dolu.  Sanırım bu gece yine bir  sürü konuşacağım uykumda. Sanırım biraz puzzle yapmak iyi gelecek! Şimdilik bu kadar..
Berna Mutlu Aytekin

Senin yorumlarınla bu yazı daha güzel olacak