Benan Bilek ve aklıma düşürdükleri

 

…Geçenlerde Umut ile konuşuyoruz. “Hani sana o önerdiğim web sitesi var ya, bende onun kitabı var. Yani aslında mevzu aynı ama bir 10 sene önce geçiyor hikaye. Daha Halkla ilişkiler kafası. Halkla ilişkiler sektöründeki o dönem ki şaşkolozlukları anlatıyor. Getireyim mi sana onu? Çok eğlenceli mutlaka okumalısın. İsmi neydi hatırlamıyorum ama çok eğlenceli, mutlaka getirereceğim, dur evde nereye koyduğuma bi bakayım”

Yorgun argın eve gelişler. Bitmek bilmeyen bir cuma gecesi. Çay fazla kaçmış dolayısı ile uyku kaçmış. Kütüphaneme bir göz atıyorum. Kitabı buluyorum. Acele ile sayfalarını çeviriyorum. Sayfalar sarı. Artık kitapların sayfaları böyle değil. Çok eskimiş bu kitap yahu diyorum içimden. Demek alalı çok zaman olmuş…

İsmi “Yüzde 30’u peşin” MediaCat yaynlarından çıkmış. Yazarı Benan Bilek. “Yaa sahi benim Benan diye bir arkadaşım vardı. Taaa 12 sene önceden tanıdığım. Ne yapıyor acaba?” diyorum içimden. Öyle bir cümle içimden geçip gidiyor. Sanırım söylediğim kadar da çok merak etmiyorum. Google’a onun adını değil yazarın adını yazıyorum:  “Benan Bilek”

Acaba neler yapıyorsun, başka kitaplar da yazdın mı Benan Bilek?

Arama motoru bana çok bir data vermiyor. Akşam gazetesinde yazarlık yaparmış kendisi bir yazı yazmış onun linki çıkıyor karşıma. Okuyorum merakla, çünkü bu kitabı okurken çok eğlenmiştim, kesin bu yazıları da beni çok güldürecek.

Yazısının başından pek de güldürmeye odaklı bir anı olmadığını anlıyorum sonuna kadar okuyorum ama merakımdan. Uzun makalenin sonu şöyle bitiyor:

“Tüm bu yeni koşuşturmanın keşmekeşinde rahat bir soluk almak ve biraz da düşünmek için mola verdim Alsancak’ta. Uzaktan kumanda tabiriyle eşdeğer telefonum çaldı. Aslında hiç iş falan konuşasım yoktu ama telefonu da açmak zorundaydım; Oya’ymış. Oya Tunçağ. Keman sanatçısı olmanın ötesinde, sevgi mimarıdır o benim için. Sevginin neleri artıya döndürebileceğini yaşatan ender insanlardan. Tesadüf bu ya, Alsancak’taymış. Kahvemizi yudumlayıp birbirimizin sohbetini sömürdük, özlemle. Paylaştık; zamanımız el verdiğince.

O gün eve çok mutlu döndüm. İnanılmaz derecede yoğun bir gün olmasına karşın, bir o kadar da keyif vericiydi. Paylaşmalarla dolu, sevinci pik noktada bir gündü işte. Bir zamanlar evimde diş fırçası bile bulunan ama artık telefon görüşmesi bile yapmadığımız arkadaşlarımı düşündüm. Gülümsedim. Onlar benim gönül eleğimin deliklerinden geçip yitmeyi tercih ettiler. Sağ olsunlar, kendilerini yaşamımda temel taş sanmamı engellemişler. Eleğin üzerinde kalan büyük taşlarla yeni yolların temelini atmama yardımcı olmuşlar. Dostlarınızın hangisinin temel taş olduğunun farkındaysanız bugün onları arayın. Belki de sizinle paylaşacak bir sevinçleri vardır. İyi pazarlar.”

“Sağ olsunlar, kendilerini yaşamımda temel taş sanmamı engellemişler…. Onlar benim gönül eleğimden geçip yitmeyi tercih ettiler.”

Gönül eleğinden yitip gidenler. Dostlar, dost sandıklarım… Tam da şu an aklıma takılan mevzular bunlar iken bu kadar net cümleler ile aklımdaki karanlık odalar aydınlanıyor. Ne güzel, ne doğru yazmış diyorum içimden.

Yazarın hayat hikayesine arama motoru sayesinde pek şahit olamasam da umarım yaşıyordur ve bir yerlerde mutludur şu anda. Telefonu bir kenara bırakıp kitabı sayfalarını aralıyorum. Kitaplarımın ilk sayfasına o günün tarihini ve nereden satın aldığımı yazarım mutlaka. O sayfayı açıyorum. Sonra yazıyı görüyorum: “Mutlulukların sonsuz, sıkıntıların mutlu günlerinin değerini bilecek kadar kısa olsun… 08/07/2004 Üsküdar E.Y.”

Öyle bir elekmiş ki benim gönlümdeki, kitabın bana hediye edildiğini bile unutturmuş aklıma. Sene 2012 olmuş ve dostlarımın hangilerinin temel taş olduğu belli olmuş…

Bir web sitesinin çağrıştırdığı bir kitabı araştırırken üstümdeki yükü mü attım yoksa kolumu dayadığım desteğimi mi kaybettim diye sorguladığım bir dönemde yaşarken evrenden bana bir mesaj geliyor.  Saat gecenin ikisi olmuş, ve bir search tuşu yoluma ışık tutuyor ve sonra olaylar olaylar…

 

 

 

Berna Mutlu Aytekin

Senin yorumlarınla bu yazı daha güzel olacak