Behzat Ç. Seni kalbime gömdüm nihayet vizyonda

behzat Ç seni kalbime gömdüm

Kaç zamandır beklemiştim. Bugün nihayet vizyona geldi ve seyrettim. “Behzat Ç. Seni kalbime gömdüm” sinema filmi Emrah Serbes’in “Son Hafriyat” adlı romanından uyarlandı. Emrah Serbes’in her iki kitabını da ( Son hafriyat ve Her temas iz bırakır) okuyan, hatta diziye geç başlayıp sonra bağımlısı olan biri olarak bu yazıyı yazıyorum.

“Seni kalbime gömdüm” sinema filminin dizi takipçilerini tatmin edecek ve fakat kitapları okuyanları pek de tatmin etmeyecek bir senaryodan oluştuğunu düşünüyorum. Emrah Serbes’in anlatımında sevdiğim ‘detayları ile konuyu birbirine bağlayan’ o tarzı filmin içerisinde görmek pek mümkün değil. Yan karakterler var. Oyunculardan kötü oynayan da yok ama yine de bir şeyler eksik.

Dizinin oyuncuları işlerini 10 numara yapmışlar. Ama izleyicinin anlamadığı bolca ayrı diyalog var. Son hafriyat kitabında bu diyaloglar bir şekilde birbirine bağlanıyordu. Açıkçası zaten 10 numara oynayan oyuncuları seyrederek biraz daha diyalog dinlemeyi zorlama sevişme ve flört sahnesi görmeye tercih ederdim. Türk filminde belli bir dönemden sonra yer alan “Bu filmde illa insanları seviştirmeliyiz” kaidesi bu filme uygulanmasa da bu film yeterince ilgi çekerdi. Ege Aydan’ı daha çok görmek isterdim. Filme katılması ile senaryo’yu kitapla alakasız bir şeye çeviren Cansu Dere’yi ise görmesem de olurdu. Kitapta konuyu birbirine bağlamak için kullanılan detaylar vardı. Örneğin Behzat Ç.’nin doktora gitme durumu gibi. Madem sonunda konu buradan bağlanmayacak havada kalacaktı hiç  kullanmamalarını isterdim. Red Kit’in geçmişini sırf Behzat Ç.’den rol çalmasın diye anlatmamış olduklarını düşünüyorum. Ayrıca kitapta bahsedilen son ölümün kurgusunun değiştirilmesini de yadırgadım. Çünkü orada konu olan “Bir kardeş gömdüm” sözüydü. Velhasıl bu ayrıntı da atlanmış.

Seni kalbime gömdüm’de yer alan TV’de olduğunda Türk ahlak yapısına ters diye RTÜK tarafından sansürlenen biplenen üzeri buğulanan sahneler ise beni hiç rahatsız etmedi. Tek isteğim biraz daha kitaba bağlı bir film izlemekti. Ama olmadı.

Şimdi durup düşününce bunları söyleyebiliyorum. Filmin başlaması ile yüzümde güzel bir gülümseme yerleşmişti. Hele dizinin o güzel müziği ile giriş yapılınca mest oldum. Behzat Ç.”nin ve filmdeki hemen hemen her karakterin ettiği onca küfüre rağmen gülümsemenin yüzümde sabit kalması sırf film “bipsiz” daha güzel olduğu için ve kendilerini çok özlettikleri için olmalı.

Ankara’yı film sayesinde dolaştım o kısımda çok hoşuma gitti. Beni bıraksınlar şimdi Güven Park’a, kaybolmam imkansız.

Dizide  RTÜK’den dolayı yapamadıkları çokça “Türk polisini halka yanlış tanıtmak” konulu örneklerin acısını filmde çıkarmışlar. Alkolik, mesai saatinde teşkilatın verdiği bardak votka içen ve etrafındakileri de buna teşvik eden bir polis amirimiz var, evet. TV’de gösterildiğinde çokça ceza alabilecekleri konuları filmde cesurca sergileyebilmişler. Düşünüyorum da bu film asla TV’de yayınlanamaz. Kesile kesile kuş olur.

Geçtiğimiz günlerde yapılan Altın Portakal Film Festivali’nde Erdal Beşikçioğlu, (Behzat Ç.) “En İyi Erkek Oyuncu Ödülü”nün de sahibi olmuştu. Yardımcı rollerde ise Akbaba (Berkan Şal) Harun (Fatih Artman) ve Hayalet (İnanç Konukçu) gayet başarılılar. Diğer oyunculara göre Akbaba ve Harun’u beyazperde’de daha çok görebildim. Savcı Hanım’a Selim’e hatta Eda’ya pek rol yazılmamış. Ege Aydan’a ise sadece bir ara rastlıyoruz ve gözden kayboluyor. Kitabı okuduğum için mutlaka belirtmeliyim kitaptaki Behzat Ç.’nin ağbisi ile yaptıkları diyalogları okurken en rolüne oturan isimlerin başında geliyordu Ege Aydan. Bu şekilde az rol yazılarak harcanmasına üzüldüm. Aslında film oyuncuların güzel performanslarını seyredebilmemiz için belki de 3 saat olmalıydı. Beni belki ancak bu şekilde tatmin ederdi. Hem kopuk kopuk da olmazdı.

Filmde Red Kit’in çocuk yetiştirme yurdundan arkadaşları olan Gorbaçov ve Pembo’yu oynayan oyuncular Tolga Tekin ve Rıza Kocaoğlu bile Red Kit’ten yani Tardu Flordun’dan daha çok görünüyor.  Tardu Flordun ise rolünün hakkını çok rahat verebilecek iken yine beyazperde’de oldukça az yer alıyor.

Kitaptan uyarlanan senaryo ile ilgili aklıma takılan bir başka durum ise özellikle kullanılan polis arabalarından bahsedilen sahne. Elinde olan eski model bir şeyi yeni modeli ile değiştirmek isterken ikisi arasında gözle görülür bir fark olsun istersin değil mi?  Filmde ne eski’nin eski olduğu belli ne de yeninin yeni olduğu. Kitapta eski araç Renault Toros olarak yer alırken ve polisler Renault Megane hayali kurarken (zamandan dolayı) filmde eski olan model bile zaten eli yüzü bir model. Polislerin yeni araç istemelerini anlamakta zorluk çekiyorsun. Kitapta Emrah Serbes bu Toros’un ruhunu bize anlatırken filmde her şeyin böyle üstün körü geçilmesine sinir oldum diyebilirim. Yine verilmemesi gereken bir detay üstün körü anlatılarak o detayın tüm özelliği ortadan kaldırılmış. Ya hakkını ver ya da hiç bulaşma derler ya işte o hesap. Tabi bu ayrıntının değiştirilmesindeki amaç filmin kitapta belirtilen dönemde geçmiyor oluşu.

Sonuç olarak benim gibi çok beklenti içerisinde gitmezseniz seyredilebilecek bir film. Amirimi ve ekibini özlemişim. Filme puan verecek olsam 10 üzerinden 6’yı geçmez.

Berna Mutlu Aytekin

Senin yorumlarınla bu yazı daha güzel olacak