Bahar gelmiş bana ne?

Bahar geldi. Evet çiçekler açtı 10 gün içinde erik ağaçlarının hemen hemen hepsi bembeyaz olup her köşe başında karşıma çıkacaklar. En sevdiğim manzara. Büyükada bisiklet ile gezilecek halde olacak. Her yer de çiçek açmış ağaçlar…

Bünyemin alerjenlere olan ve her sene değişen tepkisi bu sene de keyfimi bozdu. Normalde belki az biraz öksürük ve sabah hapşırmaları dolayısı ile göz makyajı yapamama durumu olabilir. O da çok sıkıntılı bir “bahardan yaza geçiş süreci” olmayacaktır. 5 gündür tozdan olduğunu düşündüğüm hapşırık, tıksırık ve göz yaşarması problemlerim tavan yapmış durumda. Dün nihayet dışarı çıkıp çiçeklenen ağaçların sayısı artmış mı diye bakıverme cesaretinde bulundum. Evet çiçeklenen ağaç sayısı artmış, yerler ise kesilen dallar ile dolu. Esen rüzgarla beraber tüm çiçek tozları, polenler üzerime yapışıyor. Ne güzel hayat ne güzel bahar. İyiki dışarı çıkarken şal almayı aklıma getirmişim. Ağzımı burnumu tıkadım. Bir kaç gün daha şal ile gezmem gerekecek. Yağmurlar yağarsa benim için biraz daha kolaylaşacak bahara katlanmak. Bahar eğer Büyükada’ya gidilir de ritüel yerine getirilirse, uzun süreli bir alerji aşısı olmuşum etkisi yapıyor ruhuma. Yoksa kendisi zaten alerjenin ta kendisi.

Büyükada’da bisiklet ile gezerken de bu kadar zarar verir mi acaba bana bahar? Ama bu bir ritüel. Her sene nisan başında Büyükada’da olmalıyım. Gitmezsem ada beni özler. Nisan ayının ilk haftası gidilmeli. Vapura binilip uzun uzun mavi dalgalar seyredilmeli elde ince belli sıcak çay ile. Simitleri kapıp doğruca geminin kıç tarafına geçilmeli. Simitleri büyük bir hızla havaya fırlattığımda  iştahla kapan martılar seyredilmeli,  oynaşan yunuslar görülmeli. Mutlaka her sene.

Yaklaşırken Büyükada’ya, Heybeli’ye Kınalı’ya  Burgaz’a selam çakılmalı. İnince ada vapurundan kalabalık içinden sıyrılıp bisikletçi amcaya koşmalı. En parlak, en kırmızı, en hızlı ikili bisiklet seçilmeli. Arkasına içi sandviç dolu çanta güzelce yerleştirilip doğruca manzara seyrine dalmalı. Şükretmeli Allah’a. Bu güzelliğin olduğu bir şehirde yaşadığım için yukarılara kadar tırmanıp dua etmeli Aya Yorgi’de. Orası da Allah’ın evi sonuçta hem bana hem de başkalarına. Sonra 2 saatte dinlene dinlene tırmandığımız yoldan, Aşkın sürdüğü bisikletin arkasına oturup bir dakika içinde aşağıya inmeli.

Kahve dünyasında kahve, iskelenin yakınındaki dondurmacılarda dondurma molası vermeli. Bisiklet ile eski evleri, başı boş bahçelerdeki ıhlamur ağaçlarını gezmeli rüzgarda kokularını içime çekmeli. Gelen öksürük krizleri. Gülmekle öksürmek arasında pancar gibi ulan bir surat. Evlerin camlarından yansıyan yüzümle eğlenmek.

Atların sayıca insanlardan üstün olduğunu durumda, üstelik tüm ana yolları zapt etmişler. Üzerlerinde turistler ve kırbaç vuran sahipleri ile yanımızdan gürültü ile geçişleri. Her yerde at pisliği kokusu. “Bir daha gelmeyeceğim Büyükada’ya” diye yeminler etmek. Büyük tur ya da  küçük tur yaparken lunaparkın orada üstüne üstümüze doğru koşan atlardan kaçmak. Güzel bir yerde bisikleti durdurup manzaraya karşı kocaman sandviçlerimizi yemek.

Büyükada gezileri rutindir. Büyükada benim için baharın kendisidir. Büyükada’ya gidilmez ise o sene bahar gelmez. Gelse bile benim için anlamı öksürük, hapşırık nöbetlerinden başka bir şey ifade etmez. Programımız yapıldı, baharın gelişi kutlanacak 2 hafta sonra…


Gelenler Aya Yorgi’den aşağı bisiklet ile inerken korna taklidi yapan kırmızı suratlı biri görürlerse işte o benim…

Berna Mutlu Aytekin

Senin yorumlarınla bu yazı daha güzel olacak