Back up teknesinde maceradan maceraya

Daha önce hiç bu kadar korkmuş muydum? Düşününce aklıma sinema filmleri geliyor. Kimisinde çokça gerilip sinemdan çıkabiliyorum evet var böyle huylarım. Ama tekne ile denizin ortasındasın nereye gideceksin ki kaçmak istesen? Sevgili Harun’un daveti ile #utopicfarm ‘ın düzenlediği bu organizayonda ben ve 2 arkadaşım daha yer aldık. Ben elimizde şampanyalar, şuh kahkahalar eşliğinde boğazı seyreden bir yatta olacağımızı hayal ederken bir de ne göreyim yelkenli bir tekne içindekiler ile beraber “Berna gelse de gitsek artık” diyor. 45 dakika Kalamış Marina‘nın içinde tekneyi bulmaya çalıştığım için teknenin sıkılmış olması pek normal de bu kadar asabi olacağını, hıncını yolculuktan alacağını bilemezdim tabi.

Ben ki otomobil’e bindiğimde arka koltukta bile olsam emniyet kemerini takan biriyim. Gel gelelim teknenin içe oturunca kemer falan yok 🙂 Tutunacak yer de yok 🙂 Ben de 100 kiloyum. Yelkenin aldığı rüzgar ile sağa sola savrulup durdum. Haluk ve Fatih sağolsunlar beni savrulduğum köşelerden çekiştirmekle tekne gezisinden daha çok keyif aldılar 🙂

Backup teknesi neymiş ne değilmiş ona gelelim. Backup’un geçen sene yarışlara katılan bu teknesi ekibi ile beraber dereceye girmiş. Kaptanımız ve Sevgili Seçil oldukça usta manevralar yapabiliyorlar. Yolculuk sırasında çocuk oyuncağı olan! tekne kullanımını da öğrendim sayılır. Ama siz de öğrenmek isterseniz Back up üyelerine çok uygun rakamlara verilen bu eğitimi alabiliyorsunuz. Eğer Back up VIP üyesi iseniz bu eğitim ücretsiz yapılıyor. Kaptanımızdan aldığımız bilgiye göre tekne almaya niyetli kişiler ya da yazın tekne kiralayıp gezmek isteyen kişiler bu eğitimi alıp denize yelken açabiliyorlar.

Bunun dışında yolculuğumuza yunuslar da eşlik edince enfes oldu. Uzun süredir yunus görmemiştim. Fotoğraflama imkanım oldu. Zaten Haluk’un söylediğine göre ben fotoğraf makinesi ile ilgilendiğimde teknenin sağa sola yatması pek de umrumda olmuyormuş. Onu duyduktan sonra daha fazla fotoğraf çektim 🙂 Yolculuğumuz Kalamış Marina’dan başladı ve Kınalıada civarlarına kadar gidip başladığımız yere geri dönmemiz ile sona erdi. Gidişte ve dönüşte hep rüzgar gücü ile ilerledik. Yanımızda yelkeninin yönünü vb ayarlayamayıp da neredeyse batacak duruma gelen yelkenliler de oldu. Ama yolculuğun sonlarında öğrendiğim bilgilere göre yelkenlilerin batması fiziki olarak imkansızmış. Yelkenlinin altında hacıyatmaz türünde bir kısım bulunuyormuş. Bu kısıma “salma” adını veriyorlar. Yelkenlinin yattığı yerin tam tersine doğru döndüğü için dengesini koruyormuş. Yine de biz çok sağa yattığımız zaman arkadaşlar “balans” adı verilen ağırlığın büyük kısmını diğer yöne aktarmak zorunda kaldılar. Sen bu balansın neresindesin derseniz, kıpraşamadım. Korkudan kal geldi 🙂 Kenara bir yere sığındım ve can yeleği sormaya başladım tabi bir yandan da dua ediyorum 🙂 Yolculuk sonunda yelkenlilerin batmayacağını öğrenmek tabi iyi oldu ama başta öğrenseydim daha iyi olurdu. Demek ki bir yere giderken geç kalınca hikayenin tüm güzel kısımlarını kaçırıyorsun. Dikkat etmem lazım 🙂

Bu bol maceralı yolculuğumuz için Back up ekibine Çağatay’a ve Seçil’e çok teşekkürler. Bu maceralı etkinliğe beni de davet etmeyi unutmayan Utopicfarm ekibine de ayrıca teşekkür ediyorum.

Berna Mutlu Aytekin

Senin yorumlarınla bu yazı daha güzel olacak